TOKYO'DA AŞK°
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:22
"Bir daha hiçbir öykü, dünyada ondan başka öykü yokmuş gibi anlatılmayacak." J. Berger amca böyle demiş bu roman için. Abartmış mı derseniz, cevabım kesinlikle hayır olur. Çok yerinde bir cümle. Berger ile tamamen aynı fikirdeyim. Arundhati Roy aktivist bir Hintli. Bu yüzden bu kitabın içinde Hindistan, İngilizler, küresel işler, iç dinamikler, tutmayan dengeler, inançlar, kast sistemi yani ne ararsanız var. Bollywood tarzı bir aşk da var; acılı, baharatlı, köri soslu, her sayfada tazelenen bir lezzet içeriyor. Dil şiirsel ama karmaşık, yormuyor desem yalan olur. Hesse ve Woolf arasında gidip gelen bir dil. Bilnç akışına çok yakın bir tarz. Zaman algınızı yitirip sayfalar arasında gidip gelerek bulmaya çalışıyorsunuz. Büyük öykülerin büyüsü, bir büyüsü olmamasıdır diyor bir cümle. Büyük öyküler, dinlemiş olduğunuz halde yeniden dinlemek istediğiniz öykülerdir diye ekliyor başka bir cümle de. Kurgu arttıkça gerçeklik azalır ya, onlar heyecanlarla ve şaşırtıcı sonlarla gözünüzü boyamazlar, beklenmedik şeylerle şaşırtmazlar. İçinde yaşadığınız ev kadar tanıdıktır size. Ya da sevgilinizin teninin kokusu kadar. Nasıl bittiklerini bilirsiniz, ama yine de bilmiyormuş gibi kulak verirsiniz. Tıpkı, bir gün öleceğinizi bilmenize karşın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanız gibi. Büyük öykülerde kimin yaşayacağını, kimin öleceğini, kimin aşkı bulacağını, kimin bulamayacağını bilirsiniz. Ama yine de yeniden bilmek istersiniz. Onların gizemi ve büyüsü budur işte. Zengin Hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkı kötü bitmiş arkadaşlar. Küçük şeyler, acı veren büyük şeylere dönüşmüş. Bu öykü, sıfırı tüketmiş bir sirkin becerikli soytarısı gibi. En masum iki kişi bu kitabın içinde öldü. Çünkü havaya zıplarken üzerine düşebilecekleri bir ağ da
Edebiyat
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20201,762 okunma
10/10
·380 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Her devir, kendi cellatlarına bir şekilde şahit oluyor. Birileri zulmün kendisi diğerleri mağdurları. Başka hayatlar mümkün müydü acaba? Belki başka bir evrende. Muhteşem ötesi bir kitap okudum yine sanırım ben dönem kitabı aşığıyım. Ben farklı bir açıdan yaklaştım kitaba ve kaç dönem kitabı okuduysam; yaşatılan her acıda insanların ne kadar zalimleşebileceğini, insanlıklarından çıkabileceklerini, acımasızlaşacaklarına her seferinde şahit oldum. En çok şahit olduğum ise acılarına nasıl sahip çıktıkları, tarihlerini nasıl korudukları ve en önemlisi nasıl ders çıkardıkları yaşadıklarından. Özellikle de şunu fark ettim; küçük yaşta bir çocuk sürekli ezilir, küçümsenir hor görülürse ya pısırık ya zalim olur ya işte tam da böyle oluyor. Ülkeler de, kişiler gibi…. Ama anlayamadığım ve asla anlamlandıramadığım bu kadar zulmün acısını neden kendisine yapanlardan değil de masum bir halktan çıkarıldığı… Çünkü insanoğlu ya ezer ya ezilir. Bu dünyada zulmün, katliamın ve soykırımın dünya yok olmadan yok olması dileğiyle.
Esaret Şehrinde Bir KitapçıShari J. Ryan · Arkadya Yayınları · 2022912 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
Selamunaleyküm 1K ailesi,🪻 Bugün kütüphanelerde kendine has sarı kapağıyla hepimizin illa ki gözüne çarpan, ama derinlerine indikçe bugünün dünyasını anlamlandırabileceğimiz bir uyanış belgesiyle geldim: İngiliz Casusunun İtirafı. ​Hepimizin hayatında bazı kırılma anları, bir uyanış evresi olur ya; bu ince kitap da benim için tam olarak öyle bir etki yarattı. Bu eser, edebi bir kurgu ya da sanatsal kaygılarla yazılmış popüler bir roman değil; bir medeniyeti içten çökertmek için kimlik değiştiren ajan Hempher’ın hatıratı. Ancak mesele sadece tarihi bir casusluk hikayesi olmaktan çok uzak. Saf niyetlerin, manipülasyon çarklarında nasıl bir silaha dönüştürülebileceğinin sarsıcı bir anatomisi. ​Bu satırları okuyup bugün kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda, insanlığın hâlâ aynı tuzaklara düştüğünü görmek cidden içimi acıtıyor. :(( Kitap bana net bir şekilde şunu gösterdi: Bir toplum cephede savaşarak değil, kendi içindeki sevgi, birlik ve kardeşlik bağları koparılarak savunmasız bırakılıyor. Temiz niyetler, cehalet ve öfkeyle birleştiğinde nasıl birer yıkım aracına dönüşüyor, dehşetle izliyorsunuz. ​Hakîkat Kitabevi’nin o bildiğimiz yalın, doğrudan ve iddiasız üslubuyla basılan bu eser, süslü cümlelerin arkasına saklanmıyor. Gerçeği en çıplak haliyle önümüze koyuyor. ​ İngiliz Casusunun İtirafı, sadece geçmişte yaşanmış bir hileler silsilesi değil; bugünün insanına da kendi kalbini, inancını ve değerlerini koruması için verilmiş güçlü bir ihtardır. Çünkü bu kitap bize fısıldıyor: Dünyada sadece iyi ve temiz kalpli olmak yetmez; o kalbi ve toplumu bir arada tutacak bir ferasete, keskin bir uyanıklığa da ihtiyacımız var. Malûm, devir uyanık kalma devri. İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı ​Keyifli ve ferasetli okumalar dilerim 1K ailesi!
İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları ve İngilizlerin İslam DüşmanlığıM. Sıddık Gümüş · Hakikat Kitabevi · 20092,497 okunma
Bir kahve içtiler ve…
9/10
·192 syf.·
2020 26. kitabı
- Her şey huzursuzlukla başlıyor. Kitabı bölüm bölüm incelemek istedim. Her hikayede aslında tıpkı vahdeti vücut gibi aynı ana yola ulaşan tali yollar gibi kısa mesajlar var. I. BÖLÜM 1) Aynalı Baba ile Konuşma ilk çatışma: “Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.” “Yalnızca ben “var”ım. Çünkü “hiç”im ve “yok”um. Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak “varlık”tır, “var”dır.” ↳ Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) “Ben” insan egosu değil, ilahi varlığın bir yansımasıdır. Tasavvufta insan kendi başına bir varlığa sahip değildir. Bir aynanın içindeki görüntü gibidir. Ayna çekilirse görüntü yok olur. Kişi kendi benliğini yok saydığında geriye kalan tek gerçeklik Allah’tır. - Benliğimden vazgeçtiğim an, gerçek varlığın bir parçası olduğumu anlarım. - Eğer bir şey mutlak ise onun dışında bir varlıktan söz edilemez. Evrende her şey tek bir kaynaktan geliyor. Mutlak varlık için yokluk diye bir kavram yok. Eğer bir şey mutlaksa, onun zıttı yokluk imkânsızdır. Özet: ölmeden önce ölünüz. Benim bu küçük, sınırlı ve aciz benliğim aslında koca bir hiçtir. Ben bu hiçliği kabul ettiğimde aslında her şey olan o Mutlak Varlık ile birleşirim. Gerçekten var olan tek şey O’dur ve ben O’nun bir yansımasıyım. Kitabın ana felsefesi budur. Bu anlayışla yazılan diğer eserleri toparlamak gerekirse en bilinenleri: (1) Muhyiddin İbnü'l Arabî = Fususü'l Hikem (fikir babası - en büyük şeyh) (2) Mevlana = Mesnevi (3) Yunus Emre = Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm (4) Hallac-ı Mansur = “Enel Hak” - Ben Hakk'ım. Canını vermiştir. (5) Spinoza = Etika → Mantıkut Tayr (Kuşların Dili) → Hay Bin Yakzan → Dünyanın ilk felsefi romanı → Siddhartha 2) Yokluk Tepesi Filibe’yi biraz araştırınca– Bulgaristan / Plovdiv (Alimler yatağı) Meriç
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,4bin okunma
Bir Ömür Böyle Yaşanmaz. Zaten istesek de imkan yok.
2/10
·288 syf.·
2026 143. kitabı
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabı, vadettiği toplumsal rehberlik vizyonunun çok uzağında kalıyor. Yaklaşık 300 sayfalık bu eseri büyük bir sabırla, yarım bırakmamak için direnerek bitirdiğimde, altını çizip katılabildiğim fikirlerin sayısı 15-20'yi geçmedi. Kitap, genel okuyucuya hitap eden akıcı ve kolay okunabilir söyleşi formatına rağmen, yazarın kendi öznel düşüncelerini "mutlak doğru" gibi lanse eden üstenci üslubu sebebiyle okuru ciddi anlamda bunaltan bir metne dönüşüyor. Kitabın adı her ne kadar "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" olsa da içeriği tamamen "Ben nasıl yaşadım ve benim gibi imtiyazlı insanlar nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabından ibaret. Bu yüzden eserin adı aslında "Bir Elit Bir Ömrü Nasıl Yaşar?" olmalıydı. Ortaylı, meseleleri ele alırken sürekli Türkiye’nin elit ve burjuva sayılabilecek kesimlerinden örnekler veriyor. Kitabın dördüncü bölümü olan "Nasıl Çalışmak Gerekir?" kısmında iş ahlakı ve öğretme metodolojisine dair katıldığım bazı haklı yönler olsa da yazarın ısrarla sunduğu "Avrupa’yı gezmek, görmek, yaşamak" tavsiyeleri, bugünün Türkiye gerçekliğiyle taban tabana zıttır. İlber Ortaylı, milletimizin genelinden çok farklı, imtiyazlı bir soyada, aileye ve Ankara’nın elit bürokratik çevresine sahip olarak büyümüş, bu imkanları sonuna kadar kullanmıştır. Ancak bugün Türkiye’de 25 yaşında ya da evlilik arifesinde olan, özel sektörün ağır şartları yüzünden bayramda dahi ailesini ziyaret edemeyen milyonlarca genç varken, bu tavsiyeleri uygulayabilecek belki 30 çift bile yoktur. Bu yönüyle kitap, 2015 sonrası değişen dünyanın ve ekonomik olarak dar boğaza giren Türkiye gençliğinin gerçeklerinden tamamen kopuktur. Eğer bu rehber bir Avrupalı burjuva gençliği
İnsan ve Hayat
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,3bin okunma
7/10
·312 syf.··
2026 90. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 19:50
Kitap bir ön novella ve burada devam şeklinde yazılmış . Ön novella mutlaka okunmalı bazı durumlarda gerekmez ama burada şart oluyor . Puanlama benim için çok zor oldu öncelikle konu zordu fakat güzeldi . Asıl problem saçma atlayan karakter gelişimleri oldu olmasa bu konuya puanım çok yüksek olurdu . Selene 23 yaşında pek güzel kızımız 15 yaşındayken yargıç babası ve avukat annesi evlerinde kız izlerken öldürülüyor o güvenli oda sayesinde kurtuluyor . En yakın arkadaşının yargıç babası aile dostu kıza kol kanat geriyor ama kızda tabi travmanın hası var . Sıkıntılı ruh hali var tatminsiz seks hayatı var üç senelik saman gibi ilişkisi var . Bir şekilde öğrenip girdiği çok elit bir kulüpte Cassius Wolf ile tanışıyor . Cassius Wolf bir nevi tanrı gibi babasından 8 sene önce devir aldığı mafya babalığını sürüyor . Bazı yazacaklarım spoiler gibi ama değil zira kitabın başından itibaren biliyoruz durumu . Cassius 8 sene önce babasına kendini kanıtlarken bunlar hakkında bilgi sahibi belli yargıçları bizzat öldürüyor . Tabi bunlardan biri Seelene 'nin anne babası yani adam kızın kim olduğunu biliyor . İlk novella bunların kulüpte karşılaşıp kızın üç gün boyunca adamın kölesi olarak takılması ile geçiyor . Kızın yapışkan erkek arkadaşı ayrılığı kabul etmeyip kulübe gelince kızda adamı kurtarmak için konuşunca Cassius kızı bir seneliğine yolluyor . Ana kitap bu bir senenin bitiminde başlıyor zaten . Selene bu bir sene boyunca asla Cassius'un tasmasını çıkarmıyor hayvan gibi kendini eğitiyor zaten Harvard Hukuk okuyor . Bir sene dolduğu gün kız hemen adama gidiyor .Bu noktadan itibaren adam kızı hayatının merkezine hatta örgüte dahil ediyor . Bunların hepsi tamam ama kız sanki on senelik ajan olay çözücü manyak bir şey olarak sunuluyor bize . Yavaş yani burada anlatılan gibi
RuinElizabeth Knox · Independently published · 01 okunma