Bir kenti ele geçirmenin en sinsi yolu işgale “işgal” adını vermemektir. Böylece halk, boyunduruk altındayken bile özgür olduğunu sanır. Bir savunma refleksi geliştirmez. Böyle bir hissiyatta işte pek çok insan.
Bize, daha çocukluktan itibaren neden-sonuç ilişkilerine saplantıyla, aşkla bağlı olmayı öğretiyorlar. Mutsuzluğumuzun, acılarımızın da kaynağı bu işte. Her şeyin bir nedeni varsa, başımıza gelen bütün belaların, bütün musibetlerin suçlusu biziz demektir. Böylece bütün sorumluluğu bize yüklüyorlar ve bunun altında eziliyoruz. Duygularımızın peşinden değil, asla anlayacağımız şeylerin peşinden gitmek zorunda bırakılıyoruz. Ne kadar çok şey öğrenirsek, o kadar içine batıyoruz, o kadar acı çekiyoruz.