Açıkçası, insanlar niye, adına aşk dedikleri bilmeceyi çözemiyorlardı. Bunca acıya, bunca cinayete, bunca intihara değer miydi bu ruh hali?
#SPOİLER İÇEREBİLİR !
Livaneli'nin kalemine alışıyor gibiyim. İlk başta Arzu cinayetine zerre üzüntü duymayan Ahmet'e antipati duyduğumu itiraf etmeliyim. Sayfalar ilerledikçe kahramanın akıllı mı, deli mi, delirmiş bir akıllı mı olduğuna karar veremedim. Gazeteci kız hikayeye dahil olduğundan bu yana, her gece uyumadan kahramanların adını ve olayları zihnimden geçirirken "gazeteci kızın adı neydi ya ?" diye hafızamı kontrol edip durdum. Acaba bir bellek yitimi mi yaşıyordum? Olur ya, kendini tuhaf emekli mühendise takdim ederken adını söylemiştir de o an dikkat etmemişimdir, uyanık bir zihin durumunda okumamışımdır... Neyse ki son sayfaya kadar adı hiç geçmemiş. Finalde ters köşe oldum evet lakin Ahmet ve Mehmet konusunda değil ( Az çok bunun sinyalini veriyordu zaten Ahmet; mor tavşanlar, Mehmet'in hikayesini anlatırken kendi ağzından olayları anlatması, Mehmet'in hastanede mor tavşanlar diye sayıklaması... Tahmin etmek çok zor değil hatta hiç zor değil). Ben asıl Arzu'nun katiline şaşırdım. Hatta intihar mektubunu okurken, Arzu cinayetini itiraf edecek diye bekledim. Hiç olmayan biriyle onlarca şeyi yaşanmış gibi saymak ve bunu şu an hayatta olan kendisine, kardeşinin gözünden anlatmak nasıl bi nörolojik psikolojik bi rahatsızlıktır ve bunu 50 yıl boyunca sürdürmek nasıl kolay olur? Bu tür psikolojik rahatsızlıkları bilirim lakin anlamak imkansız (bilmek kolaydır, anlamak için yaşamak gerekir). Her bölümü aynı akıcılıktaydı diyemem ama güzel bi kitaptı.