''Seni sevdiğime nasıl bu kadar emin olabiliyorsun'' dedi adam ''Hasat zamanı öğlen vakti güneşin vurduğu buğday başağı gibi parlıyor gözlerin bana her baktığında'' dedi kadın...
Alıntı
Sanada günaydın buğday başağının tanesi❤️❤️
Reklam
bir güzel gördüm ki,,,
belikler sarılmış belden aşağı bağlamış beline acem kuşağı yüklemiş sırtına buğday başağı yolun yaylaya mı ayaş güzeli
1000Kitap
İmam Gazali, birgün buğday tarlasından geçerken kafasına bir soru takılır; "Ey Rabbim! Bu buğdayları yiyelim diye yarattın da, acaba üstlerindeki kılçıklarını neden yarattın? Sonra bir anda sürülerce kuşlar yeşil olgun buğdayları yemeye geldiler fakat buğdayların üzerindeki kılçıklar bir jandarma, bir asker gibi buğdayları bekliyor, kuşların almasına izin vermiyordu. Ne zaman buğday almak isteseler kuşların yüzlerine batıyor kuşlar buğday alamıyorlardı. Demek ki; bu kılçıklar buğdayı beklemek için yaratılmış boşuna yaratılmamış dedim. Sonra; "Ey insan! Buğday başağı üzerindeki bir kılçık bile boşuna yaratılmayıp, tüm nimetler senin için yaratılmışken, sen nasıl başıboş, boşuna yaratılmış olabilirsin?" Alıntı
İnsan ve Hayat
Cemil'in Talihi- Hadi Gülümse Bulutlar Gitsin kısmından
Oradan ayrılıp eve doğru yürürken adımlarımın sesi bile beni ele veriyordu; içimde koşuşturan bir şey vardı çünkü, adı heyecan mı, korku mu, umut mu bilmiyorum. Sokak her zamankinden daha uzun, daha ışıklı geldi gözüme; çok önceden bildiği bir sırrı fısıldamak için fırsat kolluyordu sanki. Eve yaklaşırken fark ettim ki, dudaklarıma yerleşen hafif bir gülümseme yanağıma kadar çıkmış, kendi kendime küçük bir çocuk gibi utandım. Gülümser’in kokusu hâlâ üzerimdeydi sanki; saçlarının omzuma değdiği o kısacık an, içime gece boyunca sızacak bir ışıltı bırakmıştı. Akşam yemeğinde annemin söylediklerini, babamın homurtularını duymadım bile; kafam başka bir sofradaydı, başka bir masada, başka bir gülümsemenin karşısında. Başka bir masalın eşiğinde… Gece yatağa girince uyku bana değil de ben uykuya misafir gibi oldum; yeni yerimi yadırgadım dönüp durdum. Bir ara kalkıp pencereye gittim, sokağa baktım, rüzgârın uçurduğu bir naylon poşet bile romantik göründü gözüme. “Yarın,” dedim kendi kendime, sanki tarihe not düşer gibi, “yarın her şey başka olacak.” O an bir tedirginlik çöktü içime; iyi bir şeylerin başlaması insanı hep mutlu etmezmiş meğer, biraz da ürkütürmüş. Ama olsun, korkunun dili bile güzeldi o gece. İnsan bazı günleri yaşamadan önce hisseder ya; tıpkı bir rüyanın kendini daha başlamadan ele vermesi gibi. Ben de yarını, daha o geceden bütün hücrelerimle yaşamaya başlamıştım. Sözleştiğimiz saatten çok önce gittim istasyona. Sanki geç kalacak gibi. Heyecandan iki kez gittim çay bahçesinin yanındaki, içerisindeki koku ömür boyu biriktirdiğiniz romantizmi saniyeler içinde çürütebilecek olan kulübeden bozma tuvalete. Tuvaleti bekleyen gözlükleri şişe dipli amcaya gülümsedim. Gülümsemeyi unutmuş yüzünde bir ışık mı gördüm? Hadi artık neredesin? Saat tam on birde geldi. Köy
Kaldığım yerlerin en hoşu kapının eşiği Barınağım yol kıyılarıydı Sonra sen geldin Ellerim ısındı Sırtım doğruldu Ne varsa attım kanburunda ardımın Sen geldin Ve beni bir yudum su gibi avuttu yüzün Issız ormanımın ahlatlarında alıça dönecek çiçekler açtı Ben yüzümü güneşe döndüm ve terini sildim ömrümün Yeni kelimeler öğrendim Öğreniyorum da hala Anlatabilmek Daha da anlayabilmek adına Gelincik çiçekleri ve buğday başağı derdim Ne bir şerbet içtim Ne lokma ekmek yedim Şimdi akasyaların ballı dallarından kokluyorum Üzerine örteceğim Örtün ömrüm olacak Seni duru bir su gibi seveceğim.
Şiir
Reklam
Reklam