Aslında her kadının içinde birazcık şifacı ve anaç bir cadı vardır. İyileştiririz sakinleştiririz, incelik katarız ve sevgiyi çoğaltırız. Bu yüzden kutsal olan her şey dişil bir enerji taşır; toprak gibi, doğa gibi, bereketli bir buğday başağı gibi...
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,2bin okunma
Aşk nedir? Kimdir? Nerdedir? Sorularının cevaplarını veren maneviyat dolu derin ve etkileyici bir kitap okudum sevgili arkadaşlar. Her insan varlığın özünü yaratıcının hikmetini taşır kimisi de o Öz'ün peşine düşer.
Bazı kitaplar için ne yazsan azdır, nasıl anlatacağını bilemezsin çünkü her yazdığın eksiktir öyle bir kitap önerisi arkadaşlar. Mutlaka okuyun diyorum
Arayışların en güzelini bulmuş Melayê Ciziri'nin aşk hakikatini anlatıyor. Öyle derin öyle ruha dokunan hikayeler, şiirler var ki kitapla farklı bir yere yükseliyorsun.
Mela ve Zin'nin kavuşamadıkları aşkı, aradaki diken Bekoevan' türbesini ziyaretle başlayıp tıpkı buğday başağı gibi dik olan başın doldukça eğilmesi gibi halini anlatıyor yazar.
Sevgili Özlem Özlem Eke'nin röportajı ile nasıl derin bir yolculuğa çıkıldığının okurken ne sunulduğunu kısa ve öz anlatıyor. Ama her bölümde başka tad alıp aşka başka yerden bakıyorsun.
Maneviyatın hakikate ulaştığı aşkla hakka ulaşılan, halktan aşkı her haliyle özünde arayan aslında aşk olup aşkın kendisine gelmesini bekleyen bir anlatım aradığını bulduran yol gibi.
Vahdet-i Sırf felsefesi ile bütünün bir olmadan bir araya gelmeyeceğini, uyanış ve farkındalık için aşkı aramanın yetmediği onu yaşamanında dönüşüm için gerekliliğini hakikat yolundaki yolculuğunu ince ince işliyor.
Kıymet kıymetlidir elbet. Kuymetin kıymetini, kıymetli anlar.
Aşk tohum gibidir. Onu atacağın toprağı önemser. Her toprakta yetişmez. Dünyanın en verimli toprağı da olsa her tohum, her toprakta hayat bulmayabilir.
Aramak ve arayış arasında büyük bir fark vardır. Aramak aradığına varmak içindir. Aradığın şeyin senin üzerinde etkisi varlık ve yokluk kadardır.
Arayış ise aradığına pişmek içindir. Arayışta olduğunun senin üzerindeki etkisi bir nefes kadardır.
Meğer her
Saf Aşk BenimÖmer Hattapoğlu · Mavi Nefes Yayın · 202413 okunma
Şiir dilinde, deneme tarzında bir roman. Adem ile Havva, ilk insan, ilk günah, ilk isyan, ilk cinayet, ilk ev, ilk buğday başağı... Kısaca hayatın başlangıcına bir göz atış, bir hatırlayış...
Çocuklarımız için kitap seçimi benim için hep çok kıymetli olmuştur. Zihinleri tertemiz o masum çocuklarımızın zihinlerini kirli içeriklerden uzak tutmak, korumaya çalışmak bu zamanda çok zor. Onun için çok seçici davranmak gerekiyor her konuda. O konulardan biri de kitap seçimi.
Çocuk kitaplarını zaman zaman okumanın tek sebebi o temiz zihinler. Sorduklarında söyleyebileceğim eserler topluyorum heybeme. Özellikle eğitici içeriğinin olmasına dikkat ediyorum, öğretirken eğlendirmesine, bilgi aktarımına özen gösteriyorum.
Besmele Hazinesi de o eserlerden bir tanesi. Hem eğlendiriyor hem de eğlendirirken öğretiyor ve bilgilendiriyor. Beş kısa hikayemiz var içerisinde. Akılda kalıcı görsellere de yer verilmiş. Bu durum çocuklarınızda ilgiyi arttıracaktır. Kapak tasarımının renkli ve canlı olması da ayrıca dikkatleri toplaması açısından oldukça mühim.
İlk hikayemiz; kitaba da adını veren “Besmele Hazinesi”. Ormanda tek başına arılarıyla zaman geçiren dedenin yanına şehirden torunları gelir ve ormanda kaybolur. Macera başlar. Kuzenler bu ortamda besmeleyi nasıl hatırlayıp anacak, hazine olduğunu nasıl fark edecekler. Okuyalım görelim.
İkinci hikayemiz ; “Yeryüzüyle Gökyüzü Yarışıyor”. Yeryüzü ve gökyüzü nasıl yarışır demeyin çocuklar, her ikisinin de muhteşem güzellikleri var. Rengarenk haller, renkli atışmalar. Bakalım sonunda hangisi galip gelecek, yoksa ikisi de güzelliklerinin ilk mevcuduna mı ulaşacaklar sonunda.
Üçüncü hikayemiz ; “Bal Getiren Uzaylı”. Bal getiren hem de uzaylı hiç olmadı bu, kulağa oldukça da komik geliyor değil mi? E siz ilk defa bu tatlı varlığı yakından görüyorsanız ve kıymetini sonradan anlayacaksanız ve ne kadar da muhteşem bir makine olduğunu fark ederseniz uzaylı olarak da görebilirsiniz. Netice de minnacık hali var ama türlü türlü meziyeti
Besmele HazinesiNurdan Damla · Timaş Çocuk Yayınları · 201944 okunma
Kehribar geçidi
Uzun uğraşlar sonucunda, kitabın kalın sayfalarına olan önyargımı bir kenara bırakıp 600 sayfalık, pek kıymetli bir kitabı bitirmiş olmanın gururuyla, yorgun gözlerle yazmaya başlıyorum değerlendirmemi.
Roma’nın korkunç çığlıkları, acımasız binaları, kanlı toprakları arasından kaçıp gerçeklerden uzak bir mağaraya sığınan yedi kişi ve bir köpeğin hikayesi... Roma’nın katı kurallarından kaçarken karşısına çıkan bir köpeğin talimatıyla mağarada bir araya gelen yedi farklı karakter her birinin hikayesi birbirinden farklı. Yazarımız kitabın başlarında her karakterin hikayesini ayrı ayrı işlemiş, ilerleyen sayfalarda kahramanları bir araya getirmiştir.
“Bir kez daha iğrendim kendimden, bir kez daha tiksindim.” Bir babanın çaresiz, sessiz çığlıklarına sebep olan; bebeğinin duymadığı sesini, görmediği yüzünü elinden alan Roma toprakları. Babalar kızlarının ellerinden tutarlar ki düşmesin ama Gezgin Al-Mina kızının elini bırakmak zorundaydı kızını kendi elleriyle toprağın altına koymak zorundaydı. Kaderlerini Al-Mina ile benzettiğim bir başka karakter Barbar Yüzbaşı Geta Colosseum da kardeşiyle karşı karşıya. “ Onca gürültünün arasında, yüz yüze durduklarında titreyen çenelerinin arasından bir sözün çıkmasını ama mavi gözlerinden bir damla yaşın akmamasını yakarırken Buğday Başağı, ‘Ben sana karşı dövüşmem ki abi,' diyebilmişti.” Hristiyan olduğu için Colosseum’un korkunç çığlıkları, zeminden gelen kan kokusu eşliğinde kardeşi ile savaşmaya mecbur bırakılan Geta’nın çaresiz bakışları, abilik gururuyla boynunu bükmüş kardeşi tarafından öldürülmeyi bekleyen o bedenini sanki Colosseum’un bir köşesinden izlemiş gibiyim. O gün orada gözleri önünde kardeşi can verdiğinde Gezgin Al-Mina’nın dediği : “Ruhum hayattan tiksindi, artık şikayetlerimi tutmayacağım
Roma MS.300'lü yıllar.. bir tarafta görkemi, şatafatı, zenginliği, Colosseum'u ve senatosu ile yaşayan paganizm taraftarları, diğer tarafta ilk Hristiyanlar,eziyet gören halk, hem bilgi birikimleri, donanımları hem insan olarak yarenlikleri ile beden güçleriyle her işte çalıştırılan köleler..
Colosseum, tapınak,yaşananlar...En dehşetli olanıysa bütün olan biteni bir seyirmişcesine merakla izleyen ve bundan keyif alan bir halk. Bu güruhun içinde bunu reddeden, 309 yıl bir uykuya yatan asırlar sonra uyandığında paganizmin son bulduğunu gören yedi kişi. En çok beni etkileyen karakter Barbar Yüzbaşı Geta ve buğday başağı kardeşinin hikayesi oldu. Aslında çok şey yazdım. Ama buraya hepsini aktarmayacağım. Sadece bilelim; insanlık hep aynı insanlık,burada önemli olan o yedi kişiden birinin hissettiğini hissedebilmek. Yıkılanın yerine yenisinin gelmesi neleri değiştirdi dersiniz? Başlarda karakterleri tanırken bir miktar sıkılabilirsiniz. Ama devam edin. Colosseum da yaşananları,tapınakta olanı biteni okurken insanlığımızı sorgulatıyor. Aklımın almadığı noktalar olsa da çok şey öğrendim. Ve Colosseum o zamanların dilsiz şahidi olarak hala ayakta.. Nazan Bekiroğlu farkı. Okuyun tavsiyemdir.