Kitap, Robert Jordan isimli idealist bir Amerikalının İspanya iç savaşına katılması ve kritik bir sabotaj görevini gerçekleştirmek için düşman hatlarının gerisine geçmesini ve orada yaşadığı dört günü anlatıyor.
Hemingway savaşların en kötü formu olan iç savaşı tüm iğrençliği ve gerçekliğiyle adeta ilmek ilmek, en ufak ayrıntıyı bile atlamadan işliyor. Çevre tasvirleri sizi romanın içine sokuyor, okurken mağaranın içinde pişen yahninin kokusunu bile duyumsuyorsunuz. Bence yazarın sırrı da burada: Bu kadar yalın, düz yazıya yakın bir yazımla bile böylesine etkileyici olabilecek pek eser yoktur.
Son olarak Hemingway bize soruyor: Çanlar kamptaki cumhuriyetçi gerillalar için mi, faşistler için mi yoksa tüm insanlık için mi çalıyor?
Ama Maria iyi. Değil mi? Ah olmaz mı, diye düşündü. Belki şimdi yaşamdan elde edeceğin budur. Belki budur yaşamım; altmış ya da on yıl yerine, kırk sekiz saattir belki; ya da yalnızca altmış saat, ya da on, on iki saattir. Bir gün yirmi dört saatten hesaplandığına göre üç tam gün yetmiş iki saat eder.
Bence yetmiş saatte, yetmiş yılda yaşanacak kadar dolu dolu yaşanabilir; yeter ki yaşamın bu yetmiş saatinin başladığı zamana değin dolu dolu geçmiş olsun, sen de belirli bir yaşa gelmiş ol.
Hayır, dedi kendisi. Hiçbir şeyi unutmaya hakkın yok. Hiçbirine gözlerini kapamaya hakkın yok, ne de unutmaya, işi yumuşatmaya ya da değiştirmeye hakkın var.