Ama Maria iyi. Değil mi? Ah olmaz mı, diye düşündü. Belki şimdi yaşamdan elde edeceğin budur. Belki budur yaşamım; altmış ya da on yıl yerine, kırk sekiz saattir belki; ya da yalnızca altmış saat, ya da on, on iki saattir. Bir gün yirmi dört saatten hesaplandığına göre üç tam gün yetmiş iki saat eder.
Bence yetmiş saatte, yetmiş yılda yaşanacak kadar dolu dolu yaşanabilir; yeter ki yaşamın bu yetmiş saatinin başladığı zamana değin dolu dolu geçmiş olsun, sen de belirli bir yaşa gelmiş ol.
Hayır, dedi kendisi. Hiçbir şeyi unutmaya hakkın yok. Hiçbirine gözlerini kapamaya hakkın yok, ne de unutmaya, işi yumuşatmaya ya da değiştirmeye hakkın var.
Götürüp gömdüler Akaki Akakiyeviç'i ve Petersburg, kendinde böyle biri hiç yaşamamışcasına onsuz kaldı. kimselerin korumadığı, kimselerin değer vermediği, sıradan bir sineği bile iğne ucuna geçirip mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dönüp bakmadığı Akaki Akakiyeviç, ömrünün en sonunda da olsa palto biçimine bürünmüş kutlu bir konuk, göz kamaştırıcı bir ışık olarak yoksul yaşamını aydınlığa boğan bir mutluluğu yaşadı ve sonra çarların, hükümdarların, tüm dünyaya egemen olanların başına gelen mutsuzluk onun da başına geldi, yıllarca kalemdeki arkadaşlarının alaylarına nasıl sessizce katlandıysa, öyle sessizce dünyasını değiştirdi.