Bugün de gelmedin Bugün de gelmedin İçimde bir şeyler kırıldı yine, duymadın. Kaçıncı sigara bu tütün kokan odada, kaçıncı gece? Duvarlar üzerime yıkılıyor, tavan daralıyor, Sen yoksun ve bu şehir nefesimi kesiyor. Yutkunamıyorum, boğazımda düğüm düğüm adın. Her ayak sesinde fırlıyorum kapıya, Her gölgede seni sarıyorum yarı uykulu kollarımla, Sonra yine o soğuk, o kapkara boşluk... Ama biliyorum, döneceksin. Başka çaren yok, kalbin sığmaz oralara, bilirim. Bu inanç olmasa, bu körü körüne adanmışlık olmasa, Ben bu yangının ortasında bir gün bile nefes alamam. Gebersem de bekleyeceğim seni, Çünkü sen benim sonumsun, biliyorum, döneceksin..
Aşk
Gerçeklerde biraz (: Yok kendime dahi torpil yok.
Yaşarken olenler, olmüşken yaşayanlar, oldüğü için ölenler... Hayatımda sevdiğim tek tük insan vardı. Toprağa dönüştüler. Şerefsize dönüşenlere bir şey olmadı. Ya yaşarlarken ya da olmüşlerken kaybettim. Sevdiklerim olarak kaybettim ama asıl kaybeden o yaşayanlardı ama oldükleri için umrumda değiller ve o yüzden kayıp ya da kazanç olayına bile değinmiyorum. Daha küçük acılarda omurgasını yamultanları affetmeyeceğim. Onlar da kendini affetmesin. Ya da pek bir şeye maruz kalmadan çok şeye maruz bırakanları. Hayatın zorlaştırıcılığında rol oynayan herkes suçlu. Ve affetmiyorum. Bugün affetmeyen tarafındayım. Büyük oldukları için hürmet beklerken büyük gibi davranmayanlara ise öfkem de var. Yaşınız aşağılık oluşunuzu örtememiş. İğrenç oluşunuzu kapatmamış ne saygısı? Beni ölünce beni yiyecek olan kurtçuklara dahi saygıyla yaklaşırken onlar bir kurtçuk seviyesinde bile değil. Ne saygısı cidden? Acizlik ve pştluk saygı duyma algıma girmiyor. İnsan o yaşına kadar hiç mi kendini sorgulamaz, hiç mi kendini adam etmeye çalışmaz, hiç mi bir şeyleri düzeltmeyi düşünmez? B.k yemeye başlayıp nefeslenmeye dahi fırsat bırakmamışlar. B.k havuzu olup yaşlarından ötürü, sadece yaşlarından ötürü böbürlenerek yürüyorlar. Büyümek gerçekten saygıya baksaydı çoğu insan Dünyaya geldiği ilk andaki haliyle kalırdı. Bu senin emeğinle ya da çabanla hak etmiş olduğun bir şey değil. Ne saygısı? Benden fazlaca gün yaşamışsın. Ona rağmen bir halta yaramamış. Ne saygısı? Saygıya da basit gözüyle bakıyorsunuz: Yaşla sınırlandırılması ya da yaşın içinde olması basitliğini gösteriyor. Ezberden bozma hiçbir şeye saygım yok. Ağlayarak amel defterlerine yazabilirler. Layıkıyla olamamış olduğunuz hiçbir şeye saygı duymam ben. Mesafeden ikinci çoğulla konuşurum, saygıdan değil. Siz de aslında hak etmediğinizi
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Fotoğrafını zar zor gördüğünüz Bolu'daki bu gölün arkasında firavunları bile mumla aratacak derecede dehşet verici bir hikaye var desem?.. ​Hadrianus Roma'nın en güçlü imparatorlarından biriydi. Bir gün Bithynia(Kuzeybatı Anadolu) bölgesini ziyaret ederken, yeşilliklerine ve havasına hayran kaldığı Claudiopolis'e(Bolu) geldi. İşte bu seyahat sırasında fotoğraftaki bu gölün civarlarında Antinoos adında genç bir erkekle karşılaştı. Antik dünyada elit kesim genç ve estetik erkekleri bir zarafet sembolü olarak görüyordu. Hadrianus da bu elitlerin bir takipçisiydi. Antinoos'u beraberinde Roma'ya götürdü ve onu "sevgilisi" yaptı. İmparator, sevgilisini tüm Roma topraklarında yanında gezdiriyor ve sırf onun memleketi olduğu için Claudiopolis'i(Bolu) yeniden imar ettiriyordu. ​Ancak bir gün Mısır'da Nil Nehrini gezerlerken korkunç bir şey oldu. Antinoos, henüz 19 yaşındayken Nil'in sularında boğuldu. İşte bu an Hadrianus tüm frenlerini, mantığını ve kibrini yokuş aşağı bıraktı. ​En başta sadece ağladı. Hem de günlerce. ​Sonra ise bir faninin tutabileceği en psikopatça yasalara imza attı... -​İlk iş olarak, Antinoos'un öldüğü yerin tam karşısına Antinoopolis adında devasa bir şehir kurdurdu. Şehrin sakinlerine Roma'da alınması imkansıza yakın olan vatandaşlık hakkı ve vergi muafiyeti verdi. -​Roma'ya döndüğünde senatoyu umursamayıp Antinoos'u resmen Tanrı ilan etti!!! İmparatorluğun doğu vilayetlerine ona tapmaları için devasa tapınaklar ve büstler diktirdi. -​O kaddaaar çok heykel yaptırdı ki bugün antik dünyadan bize en çok portresi/heykeli ulaşan üçüncü kişi Antinoostur!! (1. İlk imparator Augustus, 2. Hadrianus, 3. Antinoos, 4. Büyük İskender, 5. Filozof İmparator Marcus Aurelius). -​Gökyüzündeki bir takımyıldızına "Antinous" adını verdi (Bu isim 19. yüzyıla kadar yıldız
Tarih
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Elveda İlyas…
Bazı ustalar vardır sinemada; oynadıkları filmler zamanın tozuna karışır, hikâyeler unutulur, diyaloglar silinir. Ama onların yüzleri kalır. Bir bakış, bir susuş, bir sigara tutuşu, bir omuz düşüklüğü… Yıllar geçse de hafızanın en tenha köşesinde yaşamaya devam eder. Kadir İnanır, işte o büyük oyunculardan biriydi. Onun bakışları, çoğu zaman bir senaryodan daha derindi. Uzundu o bakışlar; bazen çaresiz, bazen isyanla dolu, bazen de hiçbir sözün anlatamayacağı kadar yorgun… Konuşmadan anlatmanın, susarak insanın içine işlemenin ustasıydı. Parmaklarının arasındaki sigarayı tutuşunda bile hayatın bütün yorgunluğu hissedilirdi. Çünkü o, yalnızca karakterleri oynamadı; onların kaderlerini yüzünde taşıdı. Bugün dönüp Türk sinemasının hafızasına kazınmış en büyük filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalıma baktığımızda, artık yalnızca bir aşk hikâyesi görmüyoruz. O film, zamanla büyüyen, insanın yaşı ilerledikçe anlamı değişen bir hayat meseline dönüşüyor. Çocukken, Asya’nın İlyas’ı seçmesini istemiştim. Çünkü çocukluk, aşkı her şeyin üzerinde sanır. Sevmek yeter zanneder. Kalbin attığı yerde bütün yolların birleşeceğine inanır. Ama insan büyüyor. Ve bir gün, Asya’nın neden Cemşit’i seçtiğini anlıyor. Çünkü hayat, yalnızca sevdayla kurulmuyor. İlyas, bana göre Türk sinemasının en büyük erkek karakterlerinden biridir. Çünkü kusursuz değildir. Kahraman değildir. Güçlü görünmesine rağmen kırılgandır; fevridir, bencildir, kaybetmeye yatkındır. Yanlış yapar, pişman olur, yeniden sever, yeniden kaybeder. Tam da bu yüzden gerçektir. Belki de onu unutulmaz kılan şey budur: İnsan oluşu. Film boyunca sevdiği kadını kaybetmemek için çırpınır. Fakat finalde, insanın ömrü boyunca öğrenmekten kaçtığı o hakikati ilk kez görür: Aşk her şey değildir ve Aşk, bazen
Bugün Kuruntu Ailesi adındaki diziye denk geldim. Avrupa Yakası dizisine olan sevgimle beraber Gazanfer Özcan’ı görmemle beraber izlemeye başladım. İzlerken de aslında ne kadar bu diziye dönüşmeye başladığımızı fark ettim. Bugünlerde herkes ne çok kuruntulu olmaya başladı. En ufak şeylerden bile bissürü anlam çıkarıyoruz. Mantık arayışına girmemiz takdire şayan ama yaşamı zorlaştıran da bu.
1K