Bunun ne demek olduğunu bilir misin? Bunu anlamak için gözünün önüne getir ki bir tarafta muazzam orduları, heybetli donanmalarıyla üç ve hatta dört devlet var. Dört devlet ki dünyayı yerinden oynatan dört senelik uzun bir savaşta Almanya gibi korkunç bir asker kuvvetini ezmiş ve harap etmişler ve bugün dünyanın, bütün millet­Ierin kaderiyle oynuyorlar. Kıtaları milletlere, milletleri kı­talara katarak yeni hükümetler kuruyorlar, eskileri yıkıyor­lar, yani dünyayı karmakarışık ediyorlar. İşte böyle büyük, kahredici hükümetlerin karşısında bir tek Mustafa Kemal... Ve bu hükümetlere başını kaldırarak diyor ki, "Sizin yok et­mek istediğiniz Türkler ölmeyecek, yaşayacaktır! Üzerimize saldığınız sırtlan sürülerine karşı koyuyoruz işte, cesaretiniz varsa geliniz."
“Yaşlı adam neredeyse 100 yıl boyunca yürümüştü. Yol boyunca çocukluğunu, gençliğini, binlerce zevki ve acıyı, binlerce umudu ve yorgunlugu yaşamıştı. Hafızası; gördüğü kadınlar, çocuklar, ülkeler, güneşlerle doluydu. Hepsini çok sevmişti. Bütün bunlar artık çok gerideydi; çok uzakta kalmış, silinmeye yüz tutmuştu. Hiçbiri, onun ulaştığı dünyanın ucuna kadar gelmemişti. Artık okyanusun karşısında yapayalnızdı. Dalgaların kıyısına vardığında durup ardına baktı. Sonsuzca uzayıp giden sisin içinde kaybolan kumun üzerinde ayak izlerini gördü. Her biri uzun yaşamının bir gününe denk geliyordu. Hepsini hatırladı; tökezlemelerini, zorlu zamanları, dolambaçları, mutlu yürüyüşleri, acı çektiği günlerin ağır adımlarını. Her birini düşünüp katettiği yola gülümseyerek baktı. Tam ayaklarını ıslatan karanlık suya girmek üzere arkasını döndüğü esnada bir an duraksadı. Adımlarının yanında tuhaf bir şeyin varlığını görür gibi olmuştu. Dönüp yeniden baktı. Aslında bütün bu yolu tek başına yürümemişti. Adımlarının yanında başkasına ait adımlar vardı. Buna şaşırdı. Yol boyu yanında kendisine bunca yakın ve bunca sadık yürüyen birini hatırlamıyordu. Ona bunun kim olabileceğini sordu. Yüzü olmayan ancak tanıdık bir ses cevap verdi: “Benim.” İlahını, Tanrı olarak adlandırılan, kendisine hayat vermiş olan insan soyunun yaratıcısını tanıdı. Bu ilahın, insan doğduğu an, onu asla terk etmeyeceğine söz vermiş olduğunu hatırladı. İçini çok yeni ama çok tanıdık bir sevinç kapladı. Çocukluğundan beri böyle bir sevinç yaşamamıştı. Tekrar dönüp baktığında ayak izlerinin bazı günler belirgin bir şekilde birbirine yakın ve paralel olarak uzayıp gittiğini gördü. Bazı günlerse tek bir ayak izi vardı. O günleri hatırladı. Nasıl unutabilirdi ki? Bunlar yaşamının en kötü, en umutsuz günleriydi. Ne dünya
Sayfa 259
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Şimdi bu anlayışla bakarsanız, ömrümüzün her Ramazanı bir öndekinden çok farklı olmalı. Bugünkü orucumuz dünkünden farkli olmalı; dün işlediğimiz hataları yapmamalı; dünün hatalarından ders alarak, bugün daha iyi şeyler yapmalıyız. Mazinin hatası bugün için kâra dönüşmelidir. Değerlendirebilirsek, bazen yanlışlıklar daha büyük doğrulara ulaşmaya yardımcı olur; sebep teşkil eder. Bir yerde kaybetmeniz, zarar etmeniz, eğer o işten ders alır, sebepleri tespit ederseniz, ileride daha büyük kazançlara vesile olur. Müslümanın böyle olması, zamanı böyle değerlendirmesi lâzım."s.26
Sayfa 26 - Marmara Akademi·Kitabı okuyor
Değişim Realitesi İnsanoğlunun bırakınız yılları, ayları, gün ve geceleri zamanın en küçük parçası olan “an" dediğimiz “lahza” dediğimiz en küçük parçası bile farklı olmalıdır. Hayatta her şey farklı... Çünkü hiçbir şey bir saniye öncesi gibi devam etmiyor; hayat akıp gidiyor. Bugün dünün devamı değildir. Bugün ayrı bir gündür. Bugünkü hayatta meydana gelen, atmosferde vâki olan olaylar ayrı şartlara tâbidir. Yani, hayatı böyle motamot, monoton bir saat gibi kurmuşsunuz; devam edip gidiyor, tarzında anlamak doğru değildir. Dünya her gün yeniden kuruluyor. İnsan vücudu sürekli değişiyor. Değişemeyen, gelişemeyen, zamana ayak uyduramayan bünyeler hasta olurlar. Tarihin dışında kalırlar. Her işte böyle... İş hayatında böyle, sanayide böyle, tarımda böyle... Eğer zamanın şartlarına ayak uyduramıyorsanız, hâla bir önceki zamanda yaşıyorsanız, mazide takılıp kalmışsınız demektir. Bu takdirde, siz şu anki zamanda yaşama hakkına sahip değilsiniz demektir. Bilgi de böyledir. Bilgilerinizi tazelemezseniz, dünkü bilgilerle bugün yaşamaya hakkınız yok demektir. Din anlayışı da böyledir. Nitekim Cenab-ı Resul: “İki günü eşit olan insan zarardadır" diyor."s.26
Sayfa 26 - Marmara Akademi·Kitabı okuyor
35- Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir. (Câsiye Sûresi)
Din
Bence bunca acı çekildikten, ölümle burun buruna gelindikten sonra yaverlerimin akşamları biraz dağıtmaya, İsmet'in de ailesine düşkün olmaya hakkı var ama sevseler de, sevmeseler de İsmet'in başarılarını hiç kimse inkâr edemez. Onun inatla ve sabırla Lozan'da yürüttüğü müzakereler sayesindedir ki Cumhuriyet çocukları için bugün böyle sorunlar yok! Vatanımız artık tüm kurumlarıyla birlikte ilelebet bizim!