2026'
Bir kaç cümle yazmak istiyorum bugün kitap incelemesi değil de hayat incelemesi yapar gibi:) Yaklaşık 2 milyon öğrenciyle bugün hayatımızın 3 saate sığdırıldığını izleyip geldik. Koca bir yıl ve hastalığa yakalanmamamız, insani alışkanlıklarımızı durdurmamız gereken 6 saat... Bu yıl size neler verdi ya da sizden neler aldı bilmiyorum ama bazıları için kolay gelmiş geçmiş olsa da bazılarını psikolojik açıdan çok etkileyen bir yıldı bence. Bende o etkilenenlerden biriyim. İnsan diyor ki fedakarlık yaptım ama olmayınca da diyor ki acaba eksik mi yaptım..? Tabii ki her şey kolay olsaydı ulaşmak istediğimiz hedeflerimiz olmayacak olurdu. Ama insanların emeğinin karşılığı kesinlikle böyle ödenmemeli. Bu sadece bir üniversite sınavı olmaktan çıktı artık psikoloji sınavı, bilinç sınavı, sabır sınavı oldu. Bir yıl boyunca çekilen vicdan azaplarının, ağlamaklı geçen günlerin haddi hesabını kim verebilir..? Belki de abartıyorum bilmiyorum. Ama ister istemez insan sorgulamaya geçiyor. Bu yıl çok sorguladım. Sistemi sorguladım, geleceğimi sorguladım, sınav senaryoları zihnimde döndü durdu... Tabii bir de şu var: 'dünyanın sonu değil' evet kesinlikle değil ama öyleymiş gibi davranılmıyor mu sizce de..? Dünyanın sonu değil ama dünyamızın sonuymuş gibi... Hak ettiğinizi düşünüyor musunuz? Ya da hak ettiğimizi düşünüyorum emin değilim... Neyse... herkes kendince dertleniyor:') Bir şekilde iyi ya da kötü bitti umarım gönlümüzdeki bize hayırlı gelir...her şey sizin için yolundadır Mutlu kalın...
Görünmez olsaydınız yine de ahlaklı olmayı seçer miydiniz?
Antik felsefenin merkezinde Platon aracılığı ile tartıştığımız ürpertici bir soru yatar: İnsan görünmez olsaydı yine de ahlaklı olmayı seçer miydi? Platon’un Devlet’inde anlattığı Gyges’in Yüzüğü efsanesinden insan vicdanını inen radikal bir test vardır. Yüzüğü bulup görünmez olan çoban Gyges, krallığı ele geçirmek için her türlü cinayeti işler. Çünkü ceza riski ortadan kalkmış, adalet maskesi geçersiz olmuştu. İnsan her zaman "ötekinin gözü" altında yaşar: Toplum, yasa, itibar ve rezil olma korkusu... Peki ya tüm gözler kapansaydı? Kant’a göre gerçek ahlak, kimse bakmadığında doğru olanı yapmaktır; çünkü ahlaklı insan mahkemesini içinde taşır. Hobbes ise tam aksini savunur: İnsan doğası gereği vahşidir ve hukuk, insanların birbirini yemesini engelleyen bir barajdan ibarettir. Bugün bu görünmezliği dijital dünyanın anonimliğinde yaşıyoruz. İnternetin karanlığında maskelerin ardına saklanan insan, içindeki kötülüğü ve acımasızlığı kusmakta özgür hissediyor. Oysa dışsal denetim kötülüğü önleyebilir ama erdemi var edemez. Yani kameralardan korktuğu için çalmayan biri adil değil, sadece korkaktır.
Felsefe
Reklam
Evet baba herkes babasını atmış babalar günü kutlu olsun diye ama mallesef sen yoksun yanımda. Bir yıl daha oldu, sensiz bir yıl daha geçti çok özledim çok , bugün her Kimin paylaşımı görünce içim daha da paramparça oluyor seni çok özledim çok, babalar günü de kutlu olsun. Bir defa daha dünya gelseydim eğer gene senin evladın olmak isterdim gene babam olmanı çok isterdim 💔🥀
Vah bize... biz gidi sefiller ...
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabın da insanlığın yüzüne tuttuğu en sert ayna şudur: İnsan, yalnızca aç kaldığında değil; görülmediğinde, yok sayıldığında da yavaş yavaş ölür. Yoksulluk ağır bir kıştır; bir lokma ekmek, uzanan bir el insanı yeniden hayata bağlayabilir. Ama sefalet bambaşka bir şeydir. Sefalet, insanın toplumun ortasında yaşarken bile görünmez hâle gelmesidir. Kimsenin sesini duymadığı, acısını fark etmediği bir yalnızlıktır. Çünkü yoksulun bedeni üşür, sefilin ise ruhu... İnsanlığın en acı çelişkilerinden biri de budur: Muhtaç olana merhamet gösterilir, fakat ihtiyaç derinleşip göz ardı edilemeyecek bir hâl aldığında aynı insan dışlanır. Sefil kişi artık bir birey değil, kalabalığın içinde fazlalık sayılan bir gölgeye dönüşür. Dostoyevski'nin yüzyıllar önce işaret ettiği bu yara hâlâ kapanmış değildir. Belki de bugün daha derindir. Çünkü artık görünmezliği sıradanlaştırdık; insanların sessiz çöküşlerine alıştık. Sefalet, yalnızca ekonomik bir çıkmaz değil, modern dünyanın birçok insanın üzerine yapıştırdığı ağır bir kimlik hâline geldi. Ve hâlâ kulaklarımızda yankılanan o acı söz: Vah bize... Vah biz gidi sefiller..
İnsan ve Hayat
Tanrı Öldü, Yerine Enerji mi Geldi?
Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözü çoğu zaman yanlış anlaşılır. O, yalnızca dini inançların zayıfladığını değil; insanların dünyayı anlamlandırdığı eski değerlerin çöktüğünü anlatıyordu. Fakat görünen o ki insan anlam aramaktan vazgeçmiyor. Bugün bazı insanlar Tanrı’dan söz etmiyor olabilir. Ama onun yerine “enerji”, “evrenin mesajı”, “çekim yasası” ya da “titreşim frekansı” gibi kavramlarla konuşuyor. Belki de soru şudur: İnsan gerçekten Tanrı’yı mı terk etti? Yoksa yalnızca kullandığı sembolleri mi değiştirdi? Nietzsche bugün yaşasaydı, insanların eski tanrıları terk ederken yeni putlar üretmeye devam ettiğini söyleyebilirdi. Çünkü bazen değişen şey inancın kendisi değildir. Yalnızca aldığı biçimdir. — Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 21.06.2026
Bibliyosmia
İbrahim Suresi
22-Hesaplar görülüp iş bitirilince şeytan şöyle der: “Allah size gerçekleşmesi kesin olan bir va‘atte bulundu; ben de size öylesine va‘atte bulundum fakat sözümde durmadım. Aslında benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm de yoktu. Sadece ben sizi inkâra çağırdım, siz de bana uydunuz. Öyleyse beni kınamayın da kendinizi kınayın. Bugün, ne ben sizin feryadınıza yetişebilirim, ne de siz benim feryadıma yetişebilirsiniz. Dünyada iken beni Allah’a ortak tanımış olmanızı da reddediyorum. Elbette zâlimlere can yakıcı bir azap vardır.”
Alıntı
Reklam
Reklam