Yazar Atlası Röportajı
Uğur Ünver ile Röportaj 1. Uğur Ünver kimdir, ne yapar? 1983 yılında İzmir’de doğdum. Evli ve iki çocuk babasıyım. Açıköğretim Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum. Vardiyalı çalışma düzeni içerisinde hayatını sürdüren bir çalışanım. Şiirin yanı sıra deneme, makale, hikâye ve köşe yazıları da kaleme alıyorum. Hayatı sorgulama eğilimim oldukça erken yaşlarda başladı. İlkokul yıllarında arkadaşlarımı, çevremdeki insanları ve yaşadığım olayları gözlemleyerek bunları defterlere not alıyordum. O yıllarda farkında olmadan başlayan bu gözlem alışkanlığı, zamanla yazıya ve ardından şiire dönüştü. Bugün hâlâ insanı, zamanı ve yaşamı anlamaya çalışan bir bakış açısıyla yazmayı sürdürüyorum. 2. Ne zamandır yazıyorsunuz ve bizlere biraz yazım yolculuğunuzdan bahseder misiniz? Lise yıllarımda şiir yazmaya başladım. İlk şiirlerim, daha çok iç dünyamı anlamaya ve hayatı sorgulamaya yönelik metinlerdi. Zaman içerisinde şiirin benim için yalnızca bir yazı türü değil, yaşamı yorumlama biçimi olduğunu fark ettim. Yazı yolculuğum boyunca şiirin yanında farklı türlerde de üretimlerde bulundum. Bir Haberci ve Ayandon gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. Ayrıca Edebiyat Haber platformunda şiirler, makaleler, röportajlar ve çeşitli edebiyat yazıları kaleme aldım. Yazmak benim için yalnızca duygu aktarmak değil; düşünmek, anlamlandırmak ve paylaşmak anlamına geliyor. 3. Eserlerinizin yayımlandığı dergilerden ve çıkan kitaplarınızdan bizlere bahseder misiniz? Şiirlerim, makalelerim ve çeşitli yazılarım bugüne kadar birçok basılı ve dijital edebiyat mecrasında yayımlandı. Bunlar arasında Dil ve Edebiyat Dergisi, Edebiyat Haber, Akaşa Dergisi, Yitik Bavul, Edebiyat Gazetesi, İzdiham, Poliksena Dergisi, Nostalji Dergisi, Duygu Dergisi, Gençlik Meclisi, Kıyıda Dergisi, Kintsugi Dergisi,
Mayıs Mektupları-06 26 Mayıs 2026. (Not: Bu mektup, Mayıs 2026'da mektup arkadaşlığı projemize katılan bir kişi tarafından mektup arkadaşına yazılmıştır. İzin alınarak burada paylaşıyoruz. Mayıs ayının teması "Asla Göndermeyeceğiniz Mektuplar" idi.) Sevgili Babam, Sana karşı uzun zamandır çok fazla öfke ve kırgınlık biriktirdim. Bunu muhtemelen bilmezsin. Her zaman görmek ya da duymak istemediğin her şeyi filtreleme konusunda insanüstü bir yeteneğin oldu. Senin için hayatın mükemmeldi. Senin için baba ve koca rolünü kusursuz bir şekilde yerine getirdin. Sağladın ve geri çekildin. Senin için bu yeterliydi. Keşke bunun asla yeterli olmadığını anlamanı sağlayabilseydim. Bana seni sevdiğimi söylemeye ancak on sekiz yaşındayken, üniversiteye gittiğimde başladın. Dudaklarından beceriksizce döküldü ve kulaklarıma yabancı geldi. Keşke sana inandığımı söyleyebilseydim, ama bunlar sadece kelimelerdi. Özellikle neredeyse yirmi yıllık duygusal ulaşılmazlığın ardından, annemin zihinsel, duygusal ve mali istismara maruz kaldığını, öz saygısının paramparça olduğunu gördükten sonra, bu kelimeler boş geldi. Hayallerime küçümseyerek baktığını gördükten sonra, bugüne kadar hayal kırıklığının ağırlığından korkmaya devam ettiğimi gördükten sonra... Beni küçük, değersiz hissettirdin, sanki "mükemmel kız" olup seni mükemmel baba gibi hissettirene kadar önemli değilmişim gibi. Bütün bunlara rağmen, seninle bir ilişki istiyordum. Onayını istiyordum ve senin tarafından koşulsuz sevildiğimi hissetmek için her şeyi yapardım. Yirmi bir yaşındayken terapiye gittiğimi, sana nasıl ulaşabileceğim ve seninle nasıl bağlantı kurabileceğim konusunda tüm yolları gözden geçirdiğimi hatırlıyorum. Aramızda bir bağ kurmayı çok istiyordum. Ancak, sana her zaman kayıtsızlıkla yaklaşan biriyle ilişkiyi
Substack
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bugüne not ;
“İstiyorum ki varmanın mümkün olduğu zamanda varmak için hala hevesim olsun . “ 🌙
Alıntı
Bugüne Not ; 'Herkesi memnun etmek zorunda değilsin. Al kahveni bak keyfine.'
Söz
SEN AYA ÇIK DA İSTERSEN SOL AYAĞINLA ÇIK!
Kenan Demirtaş Hoca'nın kavramlar üzerine yürüttüğü o kıymetli çalışma sırasında farkedip anlattığı birşey vardı: "İnayet kısaca "nizam" demektir." Tabii kendisi bu keşfini nurculara bile anlatmakta zorlandı. Çünkü alışıldık manası şu idi: "İkram, yardım, ihsan, lütuf, iyilik, bağış..." Halbuki alıntı da yapıyordu: "Sâniin vücut ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de inayet delilidir. Bu delil, kâinatı ve kâinatın eczasını ve envâını ihtilâlden, ihtilâftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir." ... Ama bu yazıyı okuyanlar, belki nizamın neden 'inayet' olduğuna da bir işaret bulacaklar. Uyarmadan yazıya girmeyeyim dedim. Uyardık. O zaman başlıyoruz. Bismillah. Başrollerini Kelly Macdonald ve İrfan Han'ın paylaştığı Puzzle filmi hakkında daha evvel bir yazı karalamıştım. [...] (Başlığı da şu: Gidecek bir yerin kaldıkça bir yere gitmezsin.) Macdonald'ın, satışa çıkardıkları gölevinin önünde, "Eskiden burası var diye her tatilde buraya geliyorduk. Başka hiçbir yere gitmedik. Şimdi ne olacak?" gibilerinden konuşan oğluna verdiği cevap üzerine söyleşiyorduk: "Gidecek bir yerimiz varken hiçbir yere gitmiyorduk. Şimdi gidecek bir yerimiz yok. Bir yere gitmek zorunda kalacağız. Bir şey yapacağız. Bir şey ya da birisi olacağız." Yeri gelmişken yazının âhirine bıraktığım "not"u da tırnaklayayım: "Bu filme dair şu yazdığım yazı "ibret alınması gereken" kısmına dairdi. Bir tane de "dikkat edilmesi gereken"e dair yazmayı düşünüyorum. Çünkü film aynı zamanda "belirsizliğin bereketi" üzerinden bir parça ateizm-hedonizm propagandası yapıyor. Onu ikinci yazıda konuşalım inşaallah. Tevfik ise Allah'tan." Zaman geçti. Havam dağıldı. Yazamadım. Ve İrfan Han öldü. Filmi/yazıyı yeniden hatırladım. Sonra
Tefekkürât
Bugüne Not ; "Bu hayatta sizi üzmesine müsaade edeceğiniz tek şey sevdiğiniz bir kitabın son sayfası olsun."
Hayata Dair