(Spoiler içerebilir.)
“Sayfa sayısı az hemen biter” gibi bir düşünceyle başlanıp okurken düşünüp yorum yapmaktan hemen bitirilemeyen o kitap..
George Orwell’in Hayvan Çiftliği adlı kitabı, ilk bakışta basit bir fabl gibi görünse de aslında iktidar, korku, itaat ve ahlaki çözülme üzerine son derece sert bir eleştiridir. Kitabı okudukça fark edilir ki Orwell, yalnızca bir siyasi rejimi değil, insanın güçle kurduğu ilişkiyi anlatmaktadır.
Eserde en dikkat çekici unsurlardan biri, iktidarın kendini sürekli bir “tehdit” üzerinden meşrulaştırmasıdır. Napolyon’un sık sık tekrarlattığı “Elbette hiçbiriniz Jones’un geri gelmesini istemezsiniz?” cümlesi, hayvanların yaşadıkları adaletsizlikleri sorgulamasını engelleyen bir korku mekanizmasına dönüşür. Bu cümle, artık gerçek bir tehlikeyi değil, itaati diri tutan bir hatırlatmayı temsil eder. Mevcut zulüm, geçmişteki daha büyük bir korkuyla kıyaslanarak normalleştirilir.
Snowball’un çiftlikten kovulmasından sonra her hatanın ona bağlanması, iktidarın somut bir düşmana ihtiyaç duymasını gösterir. Snowball artık bir kişi olmaktan çıkmış, her yanlışın üzerine yıkıldığı bir sembole dönüşmüştür. Özellikle hayvanların Snowball ile işbirliği yaptıklarını itiraf ettikleri ve ardından infaz edildikleri sahne, adaletin tamamen ortadan kalktığı bir noktayı temsil eder. Burada itiraflar gerçeği ortaya çıkarmak için değil, infazlara gerekçe üretmek için vardır. Napolyon suçları bildiği için değil, öldürmeye karar verdiği için suç üretir.
Bu noktada Orwell’in çizdiği en sarsıcı tablo, insanların (ya da hayvanların) baskı altında gerçeği haykırmak yerine kendilerini suçlamayı tercih etmeleridir. Çünkü totaliter bir ortamda sessizlik de, itiraz da güvenli değildir. İtiraf etmek, en azından yaşanan şiddete bir “anlam” yükleme çabasıdır. Bu