Puan vermedi·152 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2026 13:51
(Spoiler içerebilir.) “Sayfa sayısı az hemen biter” gibi bir düşünceyle başlanıp okurken düşünüp yorum yapmaktan hemen bitirilemeyen o kitap.. George Orwell’in Hayvan Çiftliği adlı kitabı, ilk bakışta basit bir fabl gibi görünse de aslında iktidar, korku, itaat ve ahlaki çözülme üzerine son derece sert bir eleştiridir. Kitabı okudukça fark edilir ki Orwell, yalnızca bir siyasi rejimi değil, insanın güçle kurduğu ilişkiyi anlatmaktadır. Eserde en dikkat çekici unsurlardan biri, iktidarın kendini sürekli bir “tehdit” üzerinden meşrulaştırmasıdır. Napolyon’un sık sık tekrarlattığı “Elbette hiçbiriniz Jones’un geri gelmesini istemezsiniz?” cümlesi, hayvanların yaşadıkları adaletsizlikleri sorgulamasını engelleyen bir korku mekanizmasına dönüşür. Bu cümle, artık gerçek bir tehlikeyi değil, itaati diri tutan bir hatırlatmayı temsil eder. Mevcut zulüm, geçmişteki daha büyük bir korkuyla kıyaslanarak normalleştirilir. Snowball’un çiftlikten kovulmasından sonra her hatanın ona bağlanması, iktidarın somut bir düşmana ihtiyaç duymasını gösterir. Snowball artık bir kişi olmaktan çıkmış, her yanlışın üzerine yıkıldığı bir sembole dönüşmüştür. Özellikle hayvanların Snowball ile işbirliği yaptıklarını itiraf ettikleri ve ardından infaz edildikleri sahne, adaletin tamamen ortadan kalktığı bir noktayı temsil eder. Burada itiraflar gerçeği ortaya çıkarmak için değil, infazlara gerekçe üretmek için vardır. Napolyon suçları bildiği için değil, öldürmeye karar verdiği için suç üretir. Bu noktada Orwell’in çizdiği en sarsıcı tablo, insanların (ya da hayvanların) baskı altında gerçeği haykırmak yerine kendilerini suçlamayı tercih etmeleridir. Çünkü totaliter bir ortamda sessizlik de, itiraz da güvenli değildir. İtiraf etmek, en azından yaşanan şiddete bir “anlam” yükleme çabasıdır. Bu
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,8bin okunma
Postmodern Edebiyat
Puan vermedi·368 syf.··
2022 48. kitabı
“edebiyat nedir?” sorusunun ortaya çıkışı ile “edebiyat”ın ortaya çıkışı arasında muazzam bir zaman farkı vardır. bu soru çok geç sorulmuş bir sorudur, hatta ve hatta neyin edebiyat sayılıp sayılmayacağı bile bir yüz küsur yıl öncesine kadar muallakta kalmıştır. bu soru ile birlikte “edebiyat” çok farklı bir istikamete girmiş, kimilerinin postmodern dönem dedikleri kimilerinin ise karşı çıktığı o yeni dönem başlamıştır. burada yeni dönem derken kastedilen nedir? yeni dönem dediğimiz bu dönemde bütün mesele metinlerarasılık, pastiş, üst-kurmaca, ironi, parodi ve kolajdan mı ibarettir? ve bu yeni dönem bir arayış mıdır yoksa bir başkaldırı mı? eagleton 18. yüzyılda edebiyatın ne anlama geldiğini anlatırken “edebiyat ‘hissedilen deneyim’, ‘kişisel tepki’ veya ‘hayal gücünün eşsizliği’ sorunu değildi: bizim bugün ‘edebiyat’ fikrinin bütününden ayrı düşünemeyeceğimiz bu kavramların henry fielding için pek anlamı yoktu” der ve ekler: “aslında bizim kullandığımız edebiyat tanımları, bugün ‘romantik dönem’ adı verilen dönemde gelişmeye başlamıştır. edebiyat kelimesi modern anlamıyla ancak 19. yüzyılda devreye girmiştir” (32). o zaman burada karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: edebiyat 19. yüzyıla gelene kadar saf bir yazın eylemiydi. ister bir ilaç reçetesi olsun ister fizik yasalarını anlatan bir kitap olsun, her türlü yazma eyleminin ürünü değeri doğrultusunda edebiyatın havuzuna dâhil ediliyordu. daha açık bir ifadeyle: edebiyat salt bir fayda ve değer ürünüydü. 19. yüzyılın faydacı edebiyat anlayışı geride kaldı, son yüzyıl içerisinde edebiyat, eleştirmenler ve yazarlar nezdinde oyun hamuru hâline geldi diyebiliriz. artık (modern ya da postmodern fark etmeksizin) edebiyat, ister yazım süreci olsun ister daha öncesi olsun üç zamanlı bir şekilde ele alınıyor. göstergelerin
Edebiyat
Postmodern Edebiyat Kuramı: GirişNiall Lucy · Ayrıntı Yayınları · 200314 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Biraz Beyin Jimnastiği
Puan vermedi·280 syf.··
2020 54. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2020 11:08
Kitap 1976 ile 1992 yılları arasında Stephen Hawking'in yazdığı yazıların derlemesinden oluşan bir kitap. Birkaç kısım hariç pek dikkatimi çekmedi, zira içinde benim için "bak bu bilgiyi bilmiyordum yeni öğrendim" dediğim bir yer olmadı, belli bir seviyenin üstündekiler için içinde açıkçası pek birşey yok. Amma velakin bilmek ayrı bildiklerini topyekün işleyip ortaya yeni bir perspektif, bakış açısı çıkarmak ayrı, adama hayran olmamak elde değil, bazı yerler var ki sırf buralar için bile kitabı okumanıza fazlasıyla değecektir. Benim okurken en zevk aldığım ve determinizm ile özgür iradenin ele alındığı "Her Şey Belirlenmiş Midir?" bölümü hakkında hem Hawking'den alıntılarla, hem de kendimden 3 5 birşey yazmak istiyorum. Zira bana göre çok eğlenceli bir konudur. Hawking diyor ki "Evren'in ilk durumunda evrimini tamamen belirleyen bir yasalar kümesi olması gerekir. Bu yasalar Tanrı tarafından buyrulmuş da olabilir buyrulmamışda olabilir, önemi yok. Fakat göründüğü kadarıyla O Evren'e yasaları bozmak üzere müdahale etmiyor. Burada daha sonra Evren'deki her şeyin bilim yasalarına göre evrimle belirlendiği görülmektedir; bu yüzden bizim nasıl geleceğimizin efendisi olabileceğimizi anlamak zordur." (burada demeye çalıştığı, evren birbirini tetikleyen, dolayisiyla birbirinin sebebi ve sonucu olan değişmez ve kesin yasalardan ibaret ise bir kukladan ibaretizdir, ve kukla olmadığımız, seçimlerimizin hür irade ile gerçekleştiğini düşünmemiz yalnızca bir yanılsamadır, bu yanılsama konusuna geleceğim tekrardan.) Devam eder "Lakin Evren'deki her şeyi belirleyen bir büyük birleşik teori olduğu fikri bazı güçlükler ortaya çıkarır." **Herşeyi belirleyen birleşik teori tüm herşeyin öngörümünü bize olası kilacak teoridir, tüm herseyin teorisi olduğu için dolayısıyla her teoriyi
Felsefe
Kara Delikler ve Bebek EvrenlerStephen W. Hawking · Sarmal Yayınevi · 2010921 okunma