"Ne olması gerektiğiyle ilgili değil de olanla ilgilenmeye başladığımız gün, hayatımıza bir film müziği eklenir.
Önce kısık kısık bir ses duyarız sonra ses yükselir. Başlarda rahatsız etse de gitgide ahenge kavuşur;işitmeye başlarız.
Yaşamı. "
"Sence bir yabancıya âşık olmak mümkün mü?"
"İlk görüşte aşk gibi mi?"
"Yok, öyle değil. Daha çok hiç görmediğin birini sevmek gibi. Adını bile bilmediğin ama aranızda bağ olan birini."
"Emin değilim. Belki?... Neden sordun? Yoksa revirdeki yabancılardan birine abayı mı yaktın?"
"Hayır sadece düşünüyordum."
"Bence bu günlerde herşey mümkün, Iris."
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete- özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdi ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bugünler hakkında-olumlu anlamda da ancak ve ancak"en" sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı.