İşte Alma da bu yüzden yalan söylemeye başladı. Sınıfta öğretmenlerinin sesi uykusunu getirmesin rağmen onları dikkatle dinliyormuş gibi yaptı. Ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyormuş gibi davranıyordu ama aslında Bir (Alma'nın anksiyete canavarına verdiği isim) odada koşturup dururken ve İki (bana göre Alma'nın tembellik canavarına verdiği isim) kucağında yatarken ödevlerini yapmak çok uzun sürüyordu. Sabahları yatağından kalkması da çok zorluyordu çünkü Üç (uykusuzluk canavarı) büyük, yuvarlak ve parlak gözleriyle onu sabaha kadar uyutmuyordu.
Alma içinden gelmese bile gülümsemeyi öğrenmişti. Bütün bunları kimselere anlatmadan kendine saklamayı da öğrenmişti çünkü bunlar canavarlarla arasında kalması gereken sırlardı.
Işığını nasıl geri getireceğini bilmiyordu ve hiç kimse ışığını kaybettiğini anlamasın diye ona doğum gününde hediye ettikleri ve gökkuşağının bütün renklerini yansıtan pırıltılı ceketini üzerinden hiç çıkarmıyordu.
70 yaşına kadar ürettiğim hiçbir şey kayda değer değil. 73'üncü yaşım gerçek doğanın, hayvanların ve otların, ağaçların ve kuşların, balıkların ve böceklerin yapısını bir şekilde anlamaya başladığım yaştır. Dolayısıyla 80 yaşında hala devam ediyor olacağım, 90 yaşında umarım bir şeylerin gizemine ererim, 100 yaşında kesinlikle harika bir aşamaya ulaşmış olmalıyım ve 110 olduğumda, noktasıyla satırıyla yaptığım her şey yaşamla dolu olacak.
Ikigai: Hep meşgul Kalarak Mutlu Olma
Kitabın genel işleyişi kendi ikigai'mizi bulmak, bulduğumuz ikigai'ye hayat kalitemizi arttıracak şeyler ekleyerek ömrü uzun insanlara yaklaşmak, hatta belki onlardan biri olabilmek üzerineydi.
En sevdiğim kısımlar insanlarla iletişimin gücü ve ikigai arayışının özellikle sanatçılar üzerinden anlatıldığı kısımlar oldu. Hatta Hayao Miyazaki'nin kısmını okurken gülümsediğimi bile fark ettim.
Sevdiğin insanlarla olarak, sağlıklı bir zihin ve fizik için çabalayarak ve tutkuyla yapacağın hatta yaparken saatlerin 1 dakika gibi geçeceği o ikigai'yi bularak uzun bir ömrün sırlarını özetleyebilirim kitap adına.