Zaman filozofların icadı değildir.Zaman geçtikçe,birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken,vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık,bu da yetmiyormuş gibi,gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük,sonuçta gözlerimiz,ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.
Göz mü önemli,kömür parçası mı? Kiremit mi önemli,kafa mı diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa ve bütün bunları nasıl hiç akıl yürütmeden kabul ediyorsak,hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı kadere de katlanmaya mecburduk.
“Demek ki insanlar birbirine ancak belli bir sınıra kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor.”