Bugün 10 Kasım. Her yıl aynı hüznü, aynı minneti hissediyoruz ama bazı kitaplar o duyguyu bambaşka bir derinliğe taşıyor. Yaşar Gürsoy’un Atatürk’ün Sırdaşı: Kardeşim Fuat adlı kitabı da onlardan biri. Bu kez tarih, yalnızca zaferlerin, devrimlerin ve nutukların soğuk sayfalarından değil; bir kardeşin kalp atışlarından, bir dostluğun sessiz sadakatinden anlatılıyor.
Fuat Bulca… Belki tarih kitaplarında adını pek görmeyiz ama Mustafa Kemal’in en yakın yol arkadaşlarından biri. Birlikte cephelerde savaşmış, birlikte sürgünler yaşamış, birlikte hayal kurmuş iki insan. Gürsoy, bu kitabında o kardeşliğin içine bizi de dâhil ediyor; okurken sanki biz de o masada, o yürüyüşte, o sessiz vedada yanlarındayız.
Yazarın dili sade ama duygusu yoğun. Tarihi anlatırken kahramanlık destanı yazmak yerine, insanı anlatmayı seçmiş. Çünkü aslında her büyük liderin ardında onu tamamlayan sessiz kahramanlar vardır. Fuat Bulca da o kahramanlardan biri. Gölgesiz bir sadakat, gösterişsiz bir vefa.
Okudukça şunu fark ediyorsun: Atatürk’ü anlamak, sadece onun fikirlerini değil, ona inanan insanları da tanımakla mümkün.
Kitabın sayfaları arasında dolaşırken zaman zaman gülümsüyorsun, zaman zaman gözlerin doluyor. Ama en çok da bir gerçeği hissediyorsun: Cumhuriyet yalnızca bir kişinin değil, bir yüreğin etrafında kenetlenmiş bir topluluğun eseridir.
Bugün, 10 Kasım’da bu kitabı eline almak, “özlemek”ten öte bir şey. Bir minnetin, bir yol arkadaşlığının, bir inancın hikâyesine tanıklık etmek. Atatürk’ü sadece bir lider olarak değil, bir insan, bir dost, bir kardeş olarak hatırlamak.
Belki de anmak dediğimiz şey tam olarak budur: Unutulmasın diye değil, daha iyi anlayalım diye dönüp bakmak. Hoş, onu unutmak ne mümkün.