Mustafa Kemal havacılığın askeri ve ticari potansiyeline hayrandı. Daha sonraları İstikbal göklerdedir, diyecekti. Türk Hava Kurumu, pilot yetiştirmek ve küçük uçaklar yapmak amacıyla 16 Şubat 1925'te kuruldu. Mustafa Kemal çocukluk arkadaşı Fuat'ı (Bulca) kurumun başına getirdi. Kurban derilerini bu kurum toplayacak, yetkili kuruluşlara verilecek dilekçelerde, el ilanlarında ve afişlerde kurumun pulları bulunacak ve Milli Piyango [Tayyare Piyangosu] yine bu kurumun elinde olacaktı . ***Türk Hava Kurumu, Atatürk'ün cumhuriyetinde her yerde kendine yardımın ve çağdaşlaşmanın simgesi olarak ortaya çıktı.
Sayfa 497 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Fikriye- Latife- Atatürk...
Avrupa'da bir verem kliniğine tedavi olması amacıyla gönderdiği Fikriye, Mustafa Kemal'in Lâtife ile evlendiğini duyar duymaz İstanbul'a dönmüştü. 6 Mart 1923'te hâlâ Itilaf güçlerinin işgali altında bulunan İstanbul'daki Ankara Hükümetinin temsilcisi Adnan (Adıvar), genç kadının Ankara'ya gelmesinde bir sakınca olup olmadığını Gazi'ye sordu. Mustafa Kemal aynı gün öfkeli bir telgrafla yanıtladı. Fikriye kendisinden izin almadan dönmüştü; gereksinimlerini karşılaması için ona yeterince para vermişti; İstanbul'da kalmalı ve bu davranışının nedenini açıklamalıydı. Durumu daha da sağlama almak için, İzmit Valisine, Fikriyė Ankara'ya trenle gelmeye kalkıştığı takdirde onu durdurmasını bildirdi. :( Bundan sonraki on dört ay boyunca Fikriye, İstanbul ve Gelibolu'da yaşadı. Mustafa Kemal'e ve hatta İsmet Paşa'ya bile Çankaya'ya ulaşımasına izin verilmesi için defalarca mektup yazdı. Nihayet, 1924 Mayısının sonunda fark edilmeden İstanbul'u terk ederek Ankara'ya doğru yola çıktı. 1 Haziran 1924'te açıklanan resmî öyküye göre, bir gün önce Ankara Garına ulaşan Fikriye, Mustafa Kemal'in Selanik'ten yakın arkadaşı ve uzak akrabası (dolayısıyla kendisinin de uzak akrabası) olan Yarbay Fuat'ı (Bulca) ziyarete geldiğini söylemişti. Ama Fuat'ın evine gitmek yerine bindiği arabayı Çankaya'ya çevirtmiş, eve varınca Cumhurbaşkanı ve karısıyla görüşmek için ısrar etmişti. Bunun olanaksız olduğu kendisine bildirilince arabaya tekrar binmişti. Geri dönerken çantasından çıkardığı tabancayla kendisini vurmuştu. Mustafa Kemal genç kadını kurtarmak için kendi özel doktoru Refik'i (Saydam) gönderdi. Ankara Hastanesi'ndeki cerraha Fikriye'yi kimsenin ziyaret etmemesi tembih edilmiş ve ilk tedavisi başarılı olursa gerekirse tedaviye İsviçre'de devam edileceği bildirilmişti.
Sayfa 474 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
COK MÜHİM KONULAR KONUSULACAKSA SOFRA DA İCKİ OLMAZDİ
Ayni saatlerde Mustafa Kemal Pasa da bazi arkadaslarini Cankaya Köskü'ne yemege cagirdi. İsmet Pasa, Fethi Bey, Fuat Bulca, Rusen Esref, Kâzim Özalp, Kemalettin Sami ve Halit Pasa sofrada yerlerini aldilar. Herkes sofrada icki olnamasindan , cok ciddi bir sey konusulacagini anladi.
Trablusgarp Savaşı
İtalya gelişen sanayine ham madde ve pazar kaynakları bulabilmek amacıyla sömürge arayışına girmişti. Bu amaçla Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'da kalan son Türk toprağı olan Trablus'la yakından ilgilenmeye başladı. Osmanlı Devleti'nin zayıflamasını fırsat bilerek 1911 yılında Trablusgarp'a asker çıkardi. Osmanlı Devleti Trablusgarp halkını İtalyanlara karşı örgütlemek amacıyla Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa, Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar gibi bazı Türk subaylarını gizli yollarla Trablusgarp'a gönderdi. İtalyanlar bu subayların örgütlediği direniş karşısında başarısızlığa uğradı. Ancak Balkan milletlerinde karışıklık çıkmasıyla patlak veren Balkan Savaşı sebebiyle İtalya ile antlaşma yapmak zorunda kalındı. Yapılan Uşi Antlaşması'yla İtalya'nın şartları kabul edilerek Trablusgarp İtalyanlara bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti Kuzey Afrika'daki son toprak parçasını da kaybetmiş oldu.
Sayfa 76
Avrupa Gezisine Dair. (Trablusgarp öncesi)
Yarının Adamı, (Paris/Fransa, İsviçre,Hollanda, Belçika) bu geziler esnasında Avrupa ile Osmanlı arasındaki uçurumun farkına net bir şekilde varmıştı. Avrupa'da ileri seviyede yepyeni bir medeniyet bulunuyordu. Pek çok şehir gelişmiş ve büyümüştü. Sokaklar, caddeler ve yollar son derece nitelikli, şehirlerin sosyal hayatları olabildiğince canlıydı. Toplumun refah seviyesi yüksekti ve eğitimi ileriydi. Şam, Trablusgarp ve Rumeli'deki genel durumu gözleriyle gören Mustafa Kemal; İstanbul, Beyrut ve Selanik gibi istisnalar hariç Osmanlı şehirlerinin ve toplumunun ne kadar geride olduğunun acı şekilde fark etmişti. Osmanlı'daki en temel fark, halkın eğitimsizliğiydi. Dini kaide adı altında hurafe teşkil eden görüşler nedeniyle dünya işleri bırakılmış, sınırlar uygarlık araçlarına kapatılmıştı. Devlet, kara bir bağnazlık tarafından sarılmış; ulema ise işler bozuldukça akla uygun çözüm yolları aramak yerine kadere razı gelmek ve dine yönelmek gibi çözümler üretir olmuştu. Halk, yaşadığı yokluk ve fakirliğin başarısızlık değil bir tür imtihan olduğuna inandırılmış ve buna karşı çıkmanın "dünyaya değer vermek" gibi oldukça günah bir eylem olduğuna ikna edilmişti. Toplum dinini dahi öğrenmekten uzak kalmış, sözde din adamlarının hurafeler ve gerici düşüncelerle iç içe geçmiş öğretileri din adı altında zihinlere kazınmıştı. Toplumun bu şekilde esaret altında oluşunun nedeni eğitimsizliğiydi ve eğitimsizliğin sürdürülebilmesinin koşulu, toplum zihninin sözde hocalar ve şeyhler tarafından uyuşturuluyor oluşuydu. Şeyhler, dervişler, müritler, dedeler ve seyyidler gibi kimseler geçimini halktan sağlıyor; tekke, türbe ve zaviye gibi kurumlar aracılığıyla çıkarlarını sürdürebildiği için toplumun içine düştüğü esaretten rahatsızlık duymuyordu. Öte yandan devlet de büyük bir borç
Sayfa 109·Kitabı okudu
Farsça Oğuz destanlarına göre Nuh Peygamber dünyayı oğulları Ham, Sam ve Yafes arasında bölüştürdükten sonra Türklerin soy kütüğü açıklanır. Buna göre Türklerin atası, üçüncü oğul Yafes'e bağlanır. Söz konusu rivayetlerde Yafes bazen Ebülce bazen de Bulca Han olarak anılmıştır.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Tarih