Beni bir kitaba çeken en önemli etken realistik bakış açısıdır, demiştim daha önce. Bu dediğimin aynen arkasında duruyorum ve sizlere bu realistik bakış açısının bir eseri olan "Kapalı Kapılar Ardında" kitabını tanıtmak istiyorum.
Genelinden bahsetmek gerekirse ufak ufak denemelerden oluşturulmuş. Ufak ama etkisi büyük denemeler.İnsanı duygudan duyguya, kalabalıktan yalnızlığa, yalnızlıktan kalabalığa kadar sürükleyen çarpıcı denemeler.
Ne yalan söyleyeyim çoğu deneme beni kötü hissettirdi. Yanlızlığımı, sevgisizliğimi yüzüme yüzüme vurdu. Ama aynı zamanda farkındalıkta oluşturdu. Örneğin kendimizi tanımamız gerektiğinden, kendimizi sevmemiz gerektiğinden, bizi en iyi dinleyecek kişinin yine biz olduğumuzdan sık sık bahsetmiş.
Bir denemede babaya hasret teması işlenmişti. En beğendiğim deneme o oldu. O hasret, yokluk öylesine içime işlendi ki, bende uzun süredir özlediğim dedemi daha çok özledim. Dedemi birkaç yıl önce akciğer kanserinden kaybettik. Onu o kadar seviyorum ki bu kısmı okuduğumda baba yazmasına rağmen aklıma ilk o geldi. Hatta şuan dedemin köydeki evinde oturuyoruz ve her köşede onu görüyorum sanki. Şuan bunu yaşıyorsam sizin kitabınız yüzünden yazar beyefendi, haberiniz olsun. Resmen beni tetikledi.
Herneyse, konumuza dönecek olursak. Yazarımızın ikinci kitabı olduğunu düşünürsek acemi bir yazara göre kesinlikle iyi yazın dili olan bir eser. Çarpıcı ve keskin bir dille tespitlerde bulunulmuş.
İnce olmasına rağmen hemen bitirilmemeli diye düşünüyorum. Özümsene özümsene okunulmalı bence.
Son olarak şunu da söylemek istiyorum bu tarz şairane kitaplarla pek işim yoktur. Yani çekilişte çıkmasa okumayacağım bir kitaptı. Lakin şimdi iyi ki çıkmış diyorum. Bana göre değil dediğim ne varsa şans verdiğimde aslında tamda bana göre olduğunu fark ediyorum. Ve yazar