Kumral, kızıltılı bir halat var şurada. Ne tuhaf, o halat değil, biliyorum. Bana hıyanet eden güzel ve ulvi bir maksadın güzel saçları. Onlar bir ipek, onlar hayır, birer kumral yılan. Boynuma sarılacaklar, sıkacaklar, sıkacaklar. İdealim güzel, hülyalı gözleriyle gözlerime bakacak, ruhuma gülecek, bütün hayatımla eğlenecek ve ben, hepsine karşı müstağni ve metin, gideceğim. Anlıyor musun? Gidiyorum, Handan ve artık...
hatta öylesi uygun olacaksa kendi karakterimi değiştirmeye çalışacağım. Yabancılar arasında yaşamak, yabancı bir merhamet aramak, kendini gizlemek ve zorlamak zor ve ağır bir şey olacak elbette.
Bu zaman, namussuz zamanı. Kimse doğruluk üzere iş görmüyor. Doğru adamı hiçbir işin başına geçirmiyorlar. Gazetelerde okumuşsundur belki; şu işe, şu işe müsabaka imtihanıyla memur alınacak deniyor. Bu imtihan dedikleri ne? Namussuzluk imtihanı. Namusu düşük olan seçilip imtihanı kazanıyor. Alçaklıkta üstün olan terfi edip en baş yere geçiyor