Eyy garip, var mı diyeceğin bu dünya üzerine bir sözün. Var mı ki sözlerinle keseceğin bir kılıcın. Hayatın mahmurluğu üzerine sükunet artık yetmez... Zamanın durduğu ve saatin işlemediği bir dünyaya var mı yetecek duygun. De ki bilelim, de ki konuşalım sessizlikte avazımızın çıktığı kadar...
Kalır bazen içinde söyleyemediklerin, hıçkırıklara boğulursun, sayısız düşünceler geçer aklından, bir meltem esintisiyle kulağına çalar sessizliğin çığlığı.. ardından bir ses duyar sanırsın,
gizli ama uçuk
gürültülü ama derinden
karışık ama nağmeli.. koşuşturan insanlara şahit olursun, bir vakit gelir ve onlar koşuştur beklenmedik şekilde aniden koşuşturur... ışık alır gözlerini, yakar ince bir acıyla açamazsın, sadece bakarsın etrafa boş ve anlamsız.. ve irkilirsin kendine geleceğini düşünerek, uyanmaya çalışırsın düşünce kabusundan, sağ bileğe sarılı siyah deri kordonlu, çatlak camlı, dededen kalma saatine bakarsın, zaman gelmiştir artık bilmediğini düşündüğün yolculuğa çıkmanın.. ince ve sessiz son bir çığlık sarar etrafı.. (B.Ş.)