Tüm hallerimiz biraz makyajlı: mutluymuş gibi yapıyoruz, meşgulmüş gibi yapıyoruz, anlam bulmuş gibi yapıyoruz. Sonra gece oluyor ve makyaj akıyor. Geriye ham bir gerçek kalıyor: ben buradayım ve bu bana yetmiyor..
İçimde öyle derin bir bıkkınlık var ki, sanki tüm kelimeler anlamını yitirmiş, tüm yollar kapısına kilit vurmuş gibi. Kimseyle işim olmayan, kimsenin benden bir şey talep edemeyeceği o en izbe yalnızlığıma çekildim bugün. Bir ara içimden "buralardan çok uzaklara gitmeli" fikri geçti, her şeyi geride bırakıp yeni bir gökyüzünün altında uyanmak... Ama o düşüncenin peşinden gidecek, o yolları göze alacak mecalim kalmamış meğer. Gitmek bile çok büyük, çok yorucu bir eylem gibi geliyor şu an. Kımıldayacak, yeni bir sayfayı çevirecek gücüm yok. Sadece buradayım; ne buralara ait hissedebiliyorum ne de uzakların hayalini kurabiliyorum. Dünyayı dışarıda bıraktım, içimin o loş sessizliğinde öylece duruyorum. Ve şimdi, ne yapacağını bilememenin o ağır havasını solumaktan da vazgeçip, her şeyi uykunun o şefkatli kollarına bırakmayı seçiyorum. Gözlerimi kapatıp tüm dünyayı, tüm sesleri ve tüm yorgunlukları sessize alıyorum. Bu gece ne bir yol yürüyecek gücüm var ne de bir şeyi çözecek niyetim... Sadece uyumak, her şeyi unutup derin bir sessizliğe dalmak istiyorum.🥀
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Anla/t/malıymış Meğer...Ayna
Artk her şey için çok geç biliyorum. Kaybedince anlaşılıyor her şeyin kıymeti. Ömür de öyle işte. O da öyle geçti, gitti! Yukarda kaç zaman geçti kim bilir! Ne kadar süredir buradayım? Yaşarken, bir duran bir hızlanan zamanın burda hiçbir hükmü yok. Zamandan kurtulmak için toprağa saklanmak gerekmiş meğer. open.spotify.com/track/5srbTXYIv...
Kitap Alıntısı
Öz düşüncelerim
Sevmek zamanı filminden bu repliğe bir bakın; "Halil: Resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. Ben senin resmine âşığım. Meral: İyi ama âşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim. Halil: Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın. Meral: Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor. Halil: Evet. Bu korku sevdiğim bir şeye ebediyen sahip olmak için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor. Ve ebediyen bakacak. Meral: Ben de sana bakmak istiyorum. Halil: Hayır. Benimle resmin arasına girme. İstemiyorum seni. Ben senin sadece resmine aşığım." Bazılarımız sadece surete aşıktır, çünkü kırılmaktan korkarlar bu çok acı çünkü sevmeyi ve sevilmeyi öğrenemeyecekler.
Duygu ve Düşünce
Deniz Sustuklarımı Benden Daha İyi Biliyordu..
Akşam üzeriydi. Gökyüzü turuncuyla pembenin arasında yavaş yavaş eriyordu. Şehir, günün bütün yorgunluğunu omuzlarından indirip geceye hazırlanıyordu sanki. İnsanlar eve dönüyor, dükkânlar kapanıyor, kaldırımlarda ayak sesleri birbirine karışıyordu. O ise deniz kenarında tek başına yürüyordu. Elini montunun cebine sokmuştu. Kulaklığında eski bir şarkı çalıyordu ama aslında dinlemiyordu. Çünkü bazı düşünceler, en sevdiğin şarkının bile önüne geçiyordu. Deniz sakindi o gün. Dalgalar kıyıya usulca vuruyordu. Martılar alçaktan uçuyordu. Uzaktan geçen vapurun sesi yayıldı şehrin içine. Ve o an durdu. Çünkü uzun zamandır ilk kez hayat acele etmiyor gibiydi. Banklardan birine oturdu sonra. Yanında yaşlı bir çift vardı. Adam kadının atkısını düzeltti sessizce. Kadın gülümsedi. Hiçbir şey söylemediler birbirlerine ama o küçücük hareketin içinde yıllarca kurulmuş bir hayat vardı. İnsan bazen sevgiyi büyük cümlelerde değil, küçük alışkanlıklarda görüyordu. Birinin üşüyüp üşümediğini düşünmekte… En sevdiği çayı hatırlamakta… Yorgun olduğunu sesinden anlamakta… Belki aşk gerçekten de buydu: Birinin ruhunu ezbere bilmek. Başını gökyüzüne kaldırdı. Bulutların arasından ince bir gün batımı ışığı vuruyordu yüzüne. O an içinde tuhaf bir his oluştu. Böyle uzun zamandır kapalı kalan bir pencerenin yavaşça açılması gibi…
Duygular
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap