Bülent Akyürek hocama Allahtan rahmet dilerim. Mekanı cennet olsun. Kitabı tekrar okuyacağım. Namaza başlattığı binlerce kişide hakkı var. Allah razı olsun.
Bir engelli insanın zihninde sürüklenmek, onun zorbalanmalarını nasıl yanlış anladığını ve sonra güçlenip hırslanmasına şahit olmak müthiş bir deneyimdi.
Aslında bilmenin müthiş bir ıstırap getirdiğini yüzümüze vurdu bu kitap. O yüzden bize bu berbat insanlığın haline daha fazla şahit olmamak için kitapların büyülü dünyasına kendimizi bırakmaktan başka çare bırakmıyor. İyi okumalar..
80 ler 90 lar Türkiye’sinden bir hikaye anlatıyor olsa da çok farklı şekillerde benzer olaylar yaşandığını biliyoruz. O yüzden ülke siyaseti ve politika üzerine bir hikaye meraklısının ilgisini çekecektir. Genel kurguyu beğendim, ilk okumama göre yazarın beğendiğim bir dili var. Ama diyalogları fazla acemice ve yapmacık espriler eklenmiş bulduğumu da belirtmeden edemeyeceğim. Başarılı betimlemeleri ve olay örgüsünden sonra o diyalogları ‘yeğenim yazmış, pardon!’ dese inanırım yani.
Böyle kapalı cemaatlerin iç işleyişine çok iyi ayna tutulmuş ve ajanlık faaliyetlerine dair çok heyecanlı notlar eklenmiş. Okunulası ve kütüphaneye eklenilesi bir kitap!
Hani hayatının film şeridi olması hali var ya.. Yanına oturduğunuz ihtiyarla çok eskiden başlayıp kendi hayatına derinlemesine giren bi sohbette bulursun öyle bir hissiyatı var ( ama bizim ihtiyarlar genelde kendilerini eleştirmeyi sevmez, beceremez. Zordur kendi yanlışlarını anlatmak. ). Ciddi bir otokritik yani kendi hatalarını çıkarıp yüzüne vurma hali var. Aslında başkarakterimiz Fugui bir yerde kendini toparlıyor ve gençlik hatalarını tekrar etmiyor ama bu sefer de hayat onu o kadar fazla dövüyor ki tutunduğu hiç bir dal bırakmıyor. O da en son tutunmamanın ve kendini akışa salmanın huzuruna varıyor.
Çinli yazar bazen bir kelimeyle aniden karakterin öldüğünü yazıveriyor. Öyle alelade bi paragrafın içinde ve ne olduğunu anlayamıyorsun. Şok olmanıza müsaade etmiyor adeta. Bazen de ölümü beklerken hayata sarılan biriyle karşılaşıyorsunuz. Önsezilerle okuyamıyorsunuz. Çatışmanın ortasında da kalıyorsunuz, bir sofrada ailenizle gülüşerek yemek de yiyorsunuz. Sonra bir cenazede hıçkırarak ağlıyorsunuz. Hayat gibi.. Yaşamak gibi..
Kendi adıma yakınını kaybetmiş olmanın ne demek olduğunu çok iyi anladığım bir dönemi geride bırakmışken bu kitabın denk gelmesini biraz manidar buldum. Dolayısıyla göz yaşı torbalarınızın bu okumanın parçası olabileceğini bilmeniz lazım.
Dünyadaki hayatın ne kadar da pamuk ipliğine bağlı bir düzeni olduğunu gözler önüne seriyor. Körler arasında gören tek insan olmak… bazen kendimizi bir anda böyle dünyaların içinde bulabiliyoruz. Okurken son günlerdeki deprem bölgesini çok fazla düşündüm. Mesela şöyle bir cümle var:
“Ölülerin yanından onları görmeden geçip gitmek insanlığın çok eski bir alışkanlığıdır.”