Atatürk için dâhi diktatör dedik ya. Bunun bir ismi vardır: “Enlightened despot.” On dokuzuncu Yüzyıl’da dünyadaki aydın despotların başında Kral Mongkut gelir. Bugünkü Tayland’ı yaratan, bütün çevresi sömürge olurken Tayland’ın kurtulmasını temin eden insan.
Ama Mongkut mutlakiyetle idare ediyor memleketini, mecbur. Bir sürü şey yapıyor, yaptırıyor ama bazı yerlerde gücü yetmiyor, korkuyor, kendi halkından korkuyor. Mongkut’un İngiliz doktorunun yazdığı çok güzel bir kitap vardır, onu okumak lazım. Mongkut’un oğlu Chulalongkorn (VI. Rama), akıllı babasının
getirttiği İngiliz mürebbiyesi Bayan Anna Leonowens’dan çok şey öğrenmiştir, ama öğrendiği en önemli şey şuydu: Eğer bağımsız yaşamak istiyorsan uygarlığa ayak uyduracaksın.
Eğer İngiliz’le başa çıkmak istiyorsan aynı kurumlar sende de olacak. Bu kurumları yapacak adam yoksa dışarıdan adam getireceksin. Bir dönem Tayland’ın adalet bakanı Belçikalıydı. Çünkü Tayland’da adam yok bakanlık yapacak. Chulalongkorn bu adamı getiriyor.
Demiryollarının başında da İngilizler var. Fakat bunu yapmak suretiyle İngiliz’in Tayland’ı işgal etmesine de mani oluyorlar. Bugün Atatürk’ü tenkit edenlerin Tayland’ın tarihine göz atmasında fayda var, okusunlar, Tayland’ın nasıl ayakta kaldığını. Bir baba ve oğlunun, Mongkut ve Chulalongkorn sayesinde ayakta kaldı eski Siyam ve Tayland oldu. İkisi de diktatördü, başka şansları yoktu çünkü.
Amerika’nın kuruluşuna bakalım. George Washington çok mu demokrattı?Ama o, ordunun başında dururken Jefferson, Benjamin Franklin, Quincy Adams’ın oluşturduğu küçük bir grupla didişmişlerdir Kongreyle. Atatürk’ün yaptığı gibi didişe didişe bazı kuralları çıkartmışlardır. Lincoln güya demokrat cumhurbaşkanı, koskoca bir senato var karşısında. Harbin ortasında köleliği kaldırıyor. Ne diyorlar Lincoln’e: