Belki de çok derinlerinde bir yerlerde, modern bir şehirde zaman ve gelişme katmanları altında kalmış eski Roma kalıntıları gibi, bir Tanrı inancı vardı hâlâ ve eğer böyle bir varlık varsa sözde kendi imgesinde yarattığı varlıklardan herhangi birinin başına böyle bir şey gelmesine göz yumduğu fikrine katlanamıyordu.
Hayatımız simge. Her şeyi az da olsa söz sahibi olduğumuz belli bir plana göre yapıyoruz. Güçlüler kendi planlarını yapıp diğer insanlarınkini de kendilerininkine uyduruyor, zayıfların takip edecekleri yol önceden belirlenmiş. Zayıfların, şanssızların ve aptalların. Eşekarısı Fabrikası bu planın bir parçası, çünkü hayatın bir parçası; -dahası- ölümün de. Yaşam gibi karmaşık, bütün her şey var içinde. Sorulara cevap verebiliyor; çünkü her soru sonunu bekleyen bir başlangıç ve Fabrika da Son demek, yani ölüm. Kartlarınız, zarlarınız, asalarınız, kitaplarınız, kuşlarınız, sesleriniz ve muskalarınız sizin olsun; benim Fabrikam var, şimdiyi ve geleceği gösteriyor, geçmişi değil.