İçini parçalayan bu acıyı dindirmenin bir çaresi vardı. O da ölümdü. Daima... mutluluk hülyalarımızın yanı başında bekliyen ölüm!.. Zorka, "Ölüm..." diye düşünüyordu. Kapiya'nın üstünden ırmağın serin sularına süzülüvermek... Sanki bir kazaymış gibi... Ne mektup, ne veda... ne itiraf... ne de alçalmak! Evet, "Ölmek" diye düşünüyordu. En ateşli sohbetlerin ortasında, herkesin maskesi altında gizlenen o gülümsemelerini görmemek için uykuya yatmadan önce, uyanır uyanmaz... Gönlünde her şey bunu tekrarlıyordu. Ölmek... ölmek... ölmek... Ama insan ölmüyordu işte.... Acısıyla ve dayanılmaz düşüncesiyle yaşıyordu.
Başımı döndüren, bana huzur ve rahat vermeyen işlerim arasında seni, ırmağın gürültüsüyle, görülmeyen bitkilerin kokusuyla dolu Vişegrad'ın sakin bir gecesi gibi düşünüyorum.