Önemli bir özellik şu; Türkler verdikleri söze çok sadıklar. Sonuna kadar o sözün arkasında dururlar. Dürüsttürler. Yalan konuşmazlar. Bununla ilgili çok sayıda belge vardır
“...Padişah da artık mevcut konjonktüre karşı siyasi dehasını konuşturacak teşebbüslerde bulunmaya başlayacaktı. Dünya bundan sonra onun siyasetine karşı dikkat kesilecekti. Osmanlı Devleti, II. Abdülhamid Han’ın şahsında bir kez daha oyun kuruculuk rolüne soyunmuştu. Bir anlamda dünyada yeni bir oyun kurucu, siyaset sahnesine çıkıyordu.
.......
Padişah siyasetini belirlerken, bilhassa sömürgeleşme yarışına giren büyük devletlerin zaaflarını takip edecektir. Birbirlerinin çatışma noktalarını tespit edecek ona göre stratejiler belirleyecektir. Bunun için kendi kozlarını da bilecek, değerlendirecek ve yeri geldiğinde en büyük silah olarak kullanacaktır. O, bir anlamda devletini, Tanzimat’la girdiği darboğazdan çıkarıp kurtuluş mücadelesini başlatmış oluyordu.”
1891’den itibaren Ermenilerin devamlı olarak Hamidiye Alaylarından şikayet etmeye başlamaları ve dağıtılmalarını istemeleri, sistemin başarılı olduğunu gösteriyordu. Bu şikayetlerde, Ermenileri kışkırtan İngiltere’nin Kürtleri de elde etme taktiklerinin boşa çıkmasının da etkili olduğu anlaşılmaktaydı. Nitekim Ermeniler 1915’e kadar hep Kürtlerle çatışmaktan yakındılar.
“Araştırmaların çoğu endüstri tarafından finanse edildiği, bu ilaçların iddia ettikleri gibi spesifik olmadığı, ciddi yan etkilerinin olduğu, ciddi yoksunluk sorunlarına yol açtıkları ve zamana yayılan psikoterapinin daha iyi ve daha sağlam bir tedavi olduğu biliniyor. Ama ilaç şirketlerinden gelen yeni ve bilimsel görünüşlü propagandayla birlikte reçeteler yazılmaya devam ediliyor. Bu da dünyada milyar dolarlara ulaşan bir pazar oluşturuyor: bir endüstrinin içinde yer alanların artık bu pazarı kapatma zamanının geldiğine karar vereceğini hayal etmekte biraz zor.”