Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
Hüsrev Pervîz’in ilk yıllarında, İran’ın dâhilî durumundan istifade eden Göktürk birlikleri İran içlerine girmişler, Rey ve İsfahan’a kadar ilerlemişlerdi. Bundan sonra Türkler’le dostane münasebetler kuran Hüsrev Pervîz, Bizans İmparatorluğu üzerine döndü ve 619 yılında İran orduları Kadıköy’e kadar ilerleyerek Bizans’a ağır bir darbe indirdi. Kur’ân’da geçen, “Rumlar mağlup oldu, fakat yakın senelerde galip geçecekler.” mealindeki ayet Müslümanların Ehli Kitap Bizans’ı, Mecusî İran’a tercih ettiklerinin açık delilidir. Kısa bir zaman sonra Göktürkler ile ittifak yapan Bizans İmparatoru Heraklios, İran’a karşı taarruza geçerek Medain’e kadar ilerledi. Aynı zamanda doğudan Göktürk Hakanı Tung Yabgu da (619-630) harekete geçti ve Rey ile İsfahan’ı ele geçirdi.
Zira VI-IX. asırlar, Türk ülkeleri için, yabancı dinlerin tesiri altına girdiği döneme tanıklık edecekti.
Hristiyan, Yahudi, Budist ve Mani dini misyonerleri Türk ülkelerinde cirit atıyorlardı. Bu saf, temiz ve basit bir inanışa sahip milleti, taraflarına çekmek için yoğun gayret sarf ediyorlardı.
Ahmet Şimşirgil hocayla düşler alemine gidiyoruz. Zira bugünkü halimize baktığımızda, geçmiş milletimizin şeref, vakar, edep ve hamiyyeti bugün artık hayallerimizin bile sınırlarını zorluyor.