Burcu

Burcu
okuduklarımı unutmamak için burdayım, kısaca kendime notlar
8 Kasım
39 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı

Burcu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·51 syf.·
2023 9. kitabı
Ferit Edgü
8/10 · 108 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Öylesine uzak ki anlar bellek durduğunda öylesine yakın ki o geceki üşümemi üşüyorum şimdi o geceki ürperti şu anda ihtiyar bedenimde ama gene de aynı üşüme, aynı titreme değil. Eksik bir şey var. O akşam da eksik bir şey vardı. Tüm yaşamım boyu eksik bir şey vardı. Hiçbir zaman bulup çıkaramadım. Hiçbir zaman bulup çıkaramadım, değil mi? Bu eksikliği mi aramaya döndüm bu eve? Bu yaştan sonra? Bulsan ne çıkar? Bulsan da artık neye yarar? Neyle doldurursun? Hangi boşluğu? Boşluklardan hangisini? Hangi bir boşluğunu delik deşik yaşamının?
Kitap Alıntısı
Bitti mi? Bitecek olan ne? Anlattıkların? Hastalıkların mı? Her ne halt ise. Bellek biter mi? Huy çıkar mı, desen daha yerinde olur. Can çıkmadan. Ama canın çıkmadı. ne yazık ki. oysa, hep buna uğraştın. Ama başaramadın, elden ne gelir. Buraya saçmalamak için mi geldin? Buraya ansımak için mi geldin? Buraya uydurmak için mi geldin? Hayır, buraya uyumak, dinlenmek ve dinlemek için geldim. öyleyse devam et. ediyorum.
Kitap Alıntısı
Sırtıma otlar batıyordu. bıraktım kendimi. Dalgalar kıyıya vuruyordu. balık kokuyordu yosunlar yüzümü yalıyordu denize doğru akıyordum bir deniz anası bir... bir… bir… yeniden yok oluş, yeniden, bu milyonlarca kum tanesine bölünmüştü bedenim bir dalga gelip binlercesine alıp götürüyor bir başka dalga gelip binlercesini geri getiriyordu bir balık düşmüştü üstüme, can çekişiyor, çırpınıyordu, ben dalganın, fırtınanın kayadan kopardığı kum tanelerinden oluşuyordum. Sonra kum taneleri de bölündü renk renk sonra bölünen kum taneleri de bölündü sonra onlar da bölündü ve bir dalga daha geldi tüm kum tanelerini yuttu, aldı götürdü. Gözümü açtığımda, bulutsuz temmuz göğünü ve gözlerimi kamaştıran güneşi gördüm yalnız. Bakamadım. Yeniden kapadım.
Kitap Alıntısı
Kanca
Dudaklarına değen dudaklarım. Dilini bulan dilim. Gözlerimin kapanması. Gözlerimin kapanmasıyla birlikte patlayan binlerce havai fişek. Sonra çöken karanlık. Karanlığın içinde parlayan, düşen… düşen, yüzlerce, binlerce yıldız. Bağırmak, parçalamak, parçalanmak isteği. Sonra unutuş. Olduğun yeri. Nereden geldiğini. Nereye gittiğini. Ne zaman geldiğini. Ne zaman gideceğini. (Çünkü zaman çoktan silindi. Çünkü zaman çoktan yok oldu. Ne mutluluk!) Yıldız yağmuru, içimi binlerce ışığa boğan yıldızyağmuru sürüp giderken, bir parçamın, isteğin ve ateşin ve patlamanın ve yok olmanın yoğunlaştığı, hem benim olan, hem de olmayan (ikinci bir varlık?) bir parçamın o ıslak, yaş, dar kapıyı zorlayışı, Aç, aç, aç, aç, aç… öleceğim, öleceğim. Ve ölüşüm. Sanırım, ilk kez, o gün, orda öldüm. Ölüm de, mutlu ölüm de böyle olmalı. Boşlukta kayış. Zamansızlık. Her şeyin biçimini yitirip, gitgide silinmesi, sonra tümden yok oluşu. Duymuyordum bedenimi. Yalnızca bir devinim kendi kendini yok etmeye çalışan. Bir enerjiye dönüşmüştü bedenim. Ve yok oldum. Öylesine bir düşüştü ki bedenimin her hücresi ayrı bir ipek paraşüte bağlı ve her biri beni ansıyan, yani her biri, bir bedenin, bir insanın parçası olduğunu unutmamış, her biri o yok oluşla var oluşun aynı anlama geldiğini, o betimlenemez süreyi yaşamış ve yaşamakta, paraşütleri açılmış, hafiften esen yelle ordan oraya uçuşarak iniyorlardı yeryüzüne doğru. Yeryüzü üstünde bir noktaya: bir çöle. Sırtüstü uzanmış buldum kendimi toprakta. İlk sorum: -Yaşıyor muyum? Oldu. Karşılık gelmedi. Ne zaman soru sordumsa, gerçek, inandırıcı bir karşılık isteyen bir soru sordumsa, hiçbir zaman gelmedi karşılık. Bugünmüş gibi ansıyorum, o gün de gelmedi karşılık. Onun yerine, nice sonra, yeryüzüne indiğimin bilincine varıp, dizlerimin üstünde sürüne sürüne
Kitap Alıntısı