Nezaketi bir kere zayıflıkla karıştırdılar, sonra da öylece bıraktılar. Daha sert ve kaba olanın kazandığına inandılar. Haliyle utanmayı da bir kenara attılar.
Anlaşamamak çok anlaşılır bir nedendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değil ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solmasına izin vermişsin.
Kötülük, ham haliyle insan kalbine ağır geliyordu. Ruha sızabilmesi için önce bir bahaneyle yumuşatılmalıydı. Bu bahane, insanın bazen kendine bile itiraf edemeyeceği bir şey olabilirdi. Ama ne olursa olsun, mutlaka insanın kendisinden gelmeliydi. Elâlemin ayıplayacağı ama içten içe anlayacağı, bir insanlık halinden beslenmeliydi.
Mesela 'yalnız kalmak tercihiyle ' , yalnızlığı birbirine karıştırmamak lazım. Aslına bakarsanız Tarkovski'nin bu konuda güzel bir tespiti vardır. Der ki, kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi ,yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.