Aşkın fırsatlarının değeri bilinmediğinde, kalpte öyle bir delik açılırdı ki o fırsatı değerlendirememiş olmanın ıstırabı hayata yayılır, geri kalan her şeyi zamanla anlamsızlaştırırdı.
Ancak, yeniden doğmayı göze alabilenler, mutlak kabul ettirildikleri şeylerden soyunmaya karar verip gerçeğin peşine düşmeye cesaret edebilenler, sonunda kendilerine kavuşacaklardı. Çünkü insan katman katmandı ve kendinden soyunmadan, önyargılarını kurban etmeden öze inmek belki de imkansızdı.
Bizden habersiz bir sürü iyilik olurken bizden habersiz olan kötülüklere saplanıp yaşıyorduk belki de hayatımızı. Odaklandığımızher şeyi düşündükçe çoğaltıyor, dünyamız yapıyorduk
Evrenin bir parçası olduğumuzu, var olan her şeyle bağlantımız olduğunu ve bu bağlantının bazen, bazılarıyla çok daha kuvvetli olduğunu bilmiyordu, hayatı kader sanıyordu, oysa hayat daima zıtlıkları birbirine bağlıyordu. Kaderimiz seçimlerimizden oluşuyordu. Ve tüm bu akışı anlamamak fırtınalar doğuruyordu. İnsanlar kendi fırtınalarında yitip gidiyordu. Nedenlerini bilmediğimiz duygularımız değil miydi fırtınalarımız?