Çünkü en iyi öldürendir yüreklilik; saldıran yüreklilik: Çünkü her saldırıda çınlayan bir oyun vardır.
Ama insan en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Çınlayan oyunla yenmiştir her ağrıyı; ama en derin ağrıdır insan ağrısı.
Yüreklilik, uçurumun ağzındaki baş dönmesini bile öldürür: Insanın uçurum ağzına gelmediği yer mi var ki:
Görmenin kendisi, uçurum görmek değil midir?
Yüreklilik, en iyi öldürendir: Acımayı da öldürür yüreklilik. Oysa acıma, en derin uçurumdur: Ne kadar derinine bakarsa insan hayatın, o ölçüde derin görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldırgan yüreklilik: Ölümü bile öldürür o; çünkü der ki:
"Bu muydu hayat? Haydi bakalım, bir daha!"
Bütün tepelerden yankılanıyordu: 'Hepsi boş, hepsi
bir, her şey geçmiş!'
Doğrudur, topladık ürünü: Ama neden çürüdü, bozardı bütün meyvelerimiz? Uğursuz aydan dün gece
düşen neydi?
Bütün emekler boşa gitti, zehir oldu şarabımız.
Kem göz, tarlalarımızla yüreklerimizi sararttı.
Kuruduk hepimiz; üzerimize ateş düşse, kül gibi
tozacağız; evet, ateşi bile bıktırdık biz.
Bütün pınarlarımız kurudu, deniz bile çekildi. Yer yarılmak ister baştan aşağı, ama yutmak istemez derinlikler!
'Ah, içinde boğulabilecek deniz nerede kalmıştır ki?: Böyle çınlar yakınmamız sığ bataklıklardan doğru.
Gerçekten, ölmeye bile mecalimiz kalmadı bizim; uyanığız daha ve yaşayıp gidiyoruz mezarlarda!"
Her şeyi kendi haline bırakmanın, hayatın bana cömertçe sunduğu zevk ve mutlulukların tadını telaşlanmadan çıkarmanın en iyi şey olduğu sonucuna vardım.
Kendinizi melankolik hissederken Schopenhauer okumak, üşüdüğünüzde soyunmak gibi bir şeydi. Ama o an aklıma bir cümlesi geldi.
Herkes kendi görüş mesafesini dünyanın sınırları zanneder.