Normal insanlar edebi yönüyle çok güçlü bir kitap değil fakat hissettirdikleri ve düşündürdükleriyle gerçekten başarıyı hak eden bir kitap. Kitap boyunca ne birlikte olabilen ne de kopabilen bir ilişkiyi 5 senelik yakın mercekten izliyoruz. Çok basit bir gözlem bu. Zira bu ilişkilerin içinde çevrenin ve içsel birçok soruna tanık oluyoruz. Fakat yazar bunu göze sokarak kamu spotu gibi yapmıyor. Olduğu gibi çevremizde yaşananlar gibi aktarıyor. Benim en sevdiğim kısmı da bu.
Zaman zaman Marianne ve Connel neden dümdüz konuşmuyorlar desem de, düşününce ilişkilerde kimsenin dümdüz konuşmadığını fark ettim. Modern dünyanın karmaşık aşk hikayesi olduğu kadar evrensel zamansız da bir aşk hikayesi.
Ben diziyi izledikten sonra kitabı okudum. Bu kafamda her şeyin diziyle beraber canlanmasına neden oldu. Bu hoşuma gitmedi değil. Diziyi de kitabı da öneririm. Hem kendinizden bir şeyler bulacaksınız hem de bazı konuları uzun uzadıya düşüneceksiniz.
Normal İnsanlarSally Rooney · Can Yayınları · 20199,8bin okunma
Hani bazı kitaplar elinizde sürünür. Araya birkaç kitap sokarsınız ama o ilk başladığınız kitap bir türlü bitmez. İşte benim için bu kitap Madam Bovary'di. Açıkçası 150. sayfaya gelene kadar kılı kırk yardım. Çok zorlandım, neden okuduğumu sorguladım ve çok sıkıldım. Fakat 150. sayfadan sonra kitap biraz daha akmaya başladı. Çok fazla akıcı olmasa da en azından kitabı sonunda bitirebildim.
Gustave Flaubert, realizim akımının öncüsü olarak biliniyor. Madam Bovary kitabı da bunun en iyi örneklerinden. Gustave Flaubert kitabı 4 yılda bitirmiş, her cümle üzerinde çok düşünmüş. Yani anlayacağınız ince ileyip sık dokumuş. Aslında romanı okurken bunu hissediyorsunuz. Belki de romanda sevmediğim durum bu. Bu ince dokuma bana çoğunlukla yapaylık hissi olarak geçti. Yine de bu üslup beni hikayeden tamamen koparmadı.
Emma Bovary'i sevemesem de onu anladım. Charles'ı, Leon'u, Rodolphe'yi hatta Mösyö Homais'i bile anladım. Kitap size sorguyacağınız bir durumun içine atıyor. Herkese kızıyor ama herkesi de kendi içinde anlıyorsunuz. Herkes bir yaşam mücadelesi içinde. Hatta herkes o kadar çevremizde olan sürekli gördüğümüz insanlar ki. Sanki Emma Bovary karakteri gerçekten yaşadı ve biz onun hayatını uzaktan izliyoruz. Bu his tek bana geçmemiş olacak ki. Flaubert'e karakterler gerçek sayılarak dava açılmış. Hatta yargıç "Kim bu kocasını aldatan kadın? Madam Bovary de kim?" sorusunu sormaya kadar kitaba kendini kaptırmış. Gustave Flaubert ise tarihlere kazınacak bir cevap vermiş: "Benim!". Flaubert bir kadını, bir durumu anlatmamış aslında. Kendi iç dünyasını, çevresindeki insanları çırılçıplak ortaya sürmüş.
Kitap zor bir kitap bana kalırsa ama eğer sonuna kadar dayanırsanız, bir düşünce seli içinde bulacaksınız kendinizi.
Madam BovaryGustave Flaubert · Doğan Kitap · 201940,9bin okunma