“Külliyatını zihnime nakşedemediğim için utandığım yeni bir yazar oldu. Yekta Kopan. Mümkünse sen hep yaz biz de istifa edelim.”diye kitabın ilk sayfasına nazikçe okumaya başladığım günü yazarak yıllar sonraya miras bırakmamı belgeleyen tarihin altına yazdım bu notu. Yine yeni yeniden bir Türk yazarla tanışmanın çocuksu sevinci, tarif edilemez heyecanıyla; gerçek manada kıpır kıpır aldım kitabı elime.. ezberlemek istedim satırlarını, hayran kaldım üsluba, sanata, insanın kalbine dokunuşuna..
Romanlardan bahsedip durmaktan öyküleri pek tanımıyoruz, tanışmaya fırsat bulamıyoruz ama “Belki Yaz Erken Gelir” tüm tabuları yıkmak, önyargıları aşmak için bulunmaz bir nimet.. her öyküsünde sizi alıp başka başka yerlere götüren, düşündüren, hatta zaman zaman başıyla sizi selamlayan, ey okuyucu biliyorum seni tanıştık biz seninle diyerek sırtını sızavlayan, yazarın usta kalemiyle bazı bildiklerinizin de üstünü çizdiren dediğim gibi alıp götüren bir öykü kitabı. Öykü demek roman olamamak değil çünkü roman olmamak demek ve kitabın da arkasında yazdığı gibi hayatın öykülerin toplamı olduğunu hatırlıyorsun. Hayat dediğin, bütün o harflerin, hecelerin, sözcüklerin buluşmasını beklemek. Hayat dediğin, bitmeyen bir bekleyiş. Kendi kulvarında başarısını sorgulatmayan ve Türk yazarların üsluba verdiği kıymeti bir kere de hatırlatan muhteşem bir eser.. çokça kalbinize dokunacak, yazarın hayattaki her şeyi simgeleştirmesi vesilesiyle sizin de artık hayata öyle dümdüz bakmayı kesmeyi başarmanızı sağlayan bi eser, okumayanların çokça şey kaybedeceğini düşündüğüm…