Edgar Allen Poe ile tanıştığım ilk kitap oldu Kuyu ve Sarkaç. İçerisinde on üç öykü var ve bu öyküler gotik, psikolojik gerilim ve fantastik türlerde. Ayrıca her hikayede mutlaka ölüm işlenmiş. Açıkçası betimlemerin fazlalığından dolayı bazı öyküler ağır geldi bana ve çoğu öyküyü okurken ilk başta "Ben ne okuyorum acaba?" diye sordum kendime. Fakat sonrasında hikaye ilerledikçe okuduğum öyküye kapıldım. Altın Böcek, Morgue Sokağı Cinayetleri, Çalınan Mektup, Gammaz Yürek, Kara Kedi ve Oval Portre beni en çok etkileyen öyküler oldu. Karanlığı, soğuk ve kasvetli havayı, tedirginliği, umutsuzluğu ve ölümü çok iyi anlatmış yazar. Her okurun mutlaka okuması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
Bir hayvana duyulan cömert ve içten sevgide öyle bir şey vardır ki, insanoğlunun kıymetsiz dostluğundan ve pamuk ipliğine bağlı sadakatinden darbe almaya alışmış olanı çok derinden etkiler.
Herkese Merhaba. Beyza Alkoç’u liseye giden kuzenimle sohbet ettiğimiz bir esnada “En sevdiğin yazar kim?” diye sorduğumda tanıdım. Ve kendisini araştırdığımda Wattpad yazarı olduğunu öğrendim. Tamam ben de o yaşlarda Das Kapital falan okumuyordum fakat yine de birisi bana en sevdiğim yazarı sorduğunda Sabahattin Ali diyebiliyordum hiç değilse. Yazarın bu kitabını seçmem de alışveriş yaptığım kitap sitelerinde sıkça karşıma çıkması ve Karantina, 3391 Kilometre gibi kitaplarına nazaran daha olumlu eleştiriler almış olmasıydı. Zira 3391 Kilometre kitabını 25. Sayfasına gelmeden yarım bırakmak zorunda kaldım katlanamadığımdan.
Kitaba gelecek olursam…
Birkaç tane senaryo deliği ve TDK’nin doğru kullanımı “falan” demesine rağmen yazarın ısrarla “filan” yazması dışında aslında çok da olumsuz bir şey görmedim. 12-18 yaş aralığında genç kızların okuduğu şiddet, taciz, tecavüz, küfür, mafya dolu diğer Wattpad kitaplarına nazaran daha okunasıydı. En azından şiddeti ve tecavüzü normalleştiren salak bir karakter yoktu. Hatta kitabın bir kısmında (sayfa: 101) yazar okuyuculara kendi bedenlerini sevmeleri çünkü bedenlerin zamanla değişeceğini fakat kalbin hep aynı kalacağına dair mesajlar veriyordu. Zaten kitaba 3 puan vermemin sebebi de bu.
Öncelikle dramdan inanın içim şişti. O kadar acı dolu bir kitaptı ki günümüzde her kanalda başka birin ağladığı, her karakterin başka bir travmasının olduğu televizyon dizilerini aratmadı diyebilirim. Karakterlerin travmatik çocuklukları, acılarını anlatan paragraflarca betimlemeler, çok yalın bir şekilde anlatılacak şeyleri dolandıra dolandıra anlatmak, karakter “a” dese Manas Destanı kadar uzun anlamlar yüklemek, bölüm aralarına kitap dolu dursun diye Pinterest’ten alınan görsellerin konulması, daha fazla dram olsun diye kitapta yaptığı tek