kitabı kapağına göre yargılama diye bir söz vardır, bilmem bilir misiniz? bu kitabı okurken kaç kere 'gerçekten de öyle.' dediğimi hatırlamıyorum. kitabı amazonda görüp kapağından çok etkilenerek aldım, arka sayfasını okuduğumda gerçekten bir macera ya da örgü içerisine gireceğimi düşünmüştüm, siz düşünmeyin.
yazarımız matsuo başo'nun tokyo'dan başlayarak kuzeye yaptığı yolculuğu anlatıyor. hemen hemen gittiği her yerde bir 'şiir' yazmış olmasına rağmen ben okuduğum şiirlerden bir doyum alamadım, zaten kitapta doyum alamadığım tek şey şiir de değil ya, neyse.
kitaba beklentilerim yüksek bir şekilde girdiğim için mi yoksa öncesinde okuduğum japon klasiklerinin bu kitaptan daha iyi olmasından kaynaklı mı hayal kırıklığım bilmiyorum ama sizin beklentinizi çok da yükseklere çıkarmamanızı dilerim.
iyi okumalar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
mehmet rauf denilince akla ilk eylül romanı geliyor. bunun sebebini sorguladığımızda ilk maddesi genel kanısıyla insan psikolojisini başarılı bir şekilde ele almasını gösterebiliriz. bir aşkım tarihi adlı öykü kitabında da ‘ben burdayım.’ diyor. içinde altısı kısa biri uzun olmak üzere toplamda 7 öykü var.
kitaba da adını veren ve karşımıza ilk çıkan öyküsü bir aşkın tarihinde karakterlerin az ve öz, ruhsal tahlillerin fazla olduğu bireyselliğin; aşkın, çöküşün ve acının ana temada olduğu bir yapıtla karşılaşıyoruz. mehmet rauf sonbaharı yapıtlarında işleyen bir yazar, bu öyküsünde de güzel zamanlarını yazın yaşıyor, sonbahara gelince mevsim değişimi gibi ruhsal durumu da karamsarlığa sürükleniyor. hikâyeyi hep hep macit’in dilinden okuyoruz, güzin’i onun ve mahallenin dilinden anladığımız kadar tanıyabiliyoruz. ilk başta güzin’i zamanın kadınlarından farklı olarak görüyor, dışardan kibirli burnu havada dolaşan kadının iyi, saf, namuslu olduğunu zannederek bir kara sevdaya tutuluyor. evet, zannediyor çünkü kitabın sonunda tanıdığı güzin ile asıl güzin’in bambaşka olduğunu söylüyor bize. ‘hayatımız zaten tamamen zannetmekten ibaret değil midir?’ diyor.
kitabın sonunda olan ‘bir namus meselesi’ adlı öyküye başlarken aklımda sonunun nasıl biteceğine dair bir iki tahmin vardı, yanılmadım da. bir baba karakterimiz var; on sözünden dokuzu namus. imamın vaaz vermesi gibi kahveye gidip namus aşağı namus yukarı konuşuyor. bir şeyi ne kadar konuşursan başına gelir diyip bitiriyorum bu bölümü.
mehmet rauf öykülerini okumak, zweig öykülerini okumak gibi zevk veriyor insana. aç bitir kıvamında, vaktinizin boşa gitmemesini sağlıyor. türk klasiklerini, değerlerimizi daha da gözler önünde bulundurup, yüceltilmesi dileğiyle…
ve sonunda ikisi de ölürü bitirdikten sonra kendimi toparlayabilmek için kısa deneme ya da şiir tarzı bir şey okumak istiyordum ama şiir kitabının bana sürekli o kitabı hatırlatacağı için bu kitabı okumaya karar verdim. fakat çok geçmeden anladım ki bir kitaba yapılabilecek en ağır şeyi yaptım. kafamı kitaba çok veremedim ve şu an bana aklında ne kaldı diye sorsalar sadece siyasetle ilgili bir yazısının olduğu (2 temmuz 1993 sivas ya da madımak katliamını konu aldığı) kısmı anlatabilirim.
kendimi tam anlamıyla veremememin yanı sıra yine de kitapta beğendim birçok bölüm oldu. işe gitmediğim üç günlük bir tatilim olduğunda kendime şükrü erbaş maratonu yapmak istiyorum. elimde bu kitap hariç iki kitabı daha var ve kısa da olsalar hepsini bir günde değil de bu kitap da dahil üç güne bölerek hak ettiğini vermek istiyorum.
kitabı okurken "eğer aklımda kapağını kapattığımda hiçbir şey kalmazsa bile bu kitap insanı sorularla baş bala bırakabilecek ve kendi iç devrimi yaptıracak bir kitap" dedim kendi kendime. çünkü içinde günlük hayatımızda içimizde olan konular da var.
tekrar görüşmek üzere. kitapla kalın, sağlıcakla kalın!
son 24 saatinizin kaldığını bildiren bir telefon alsanız, son gününüzü nasıl geçirirdiniz?
ben pişmanlık listemi daha fazla uzatmak istemediğim bir gün geçirmek isterdim. toplum ne der diye kendimi geri plana attığım her şeyi yapmak isterdim. sesim kötü olmasına rağmen sahneye çıkmak isterdim. toplumumuzda asla izin verilmeyen aşkımı göz önünde yaşamak isterdim.
siz ne yapardınız?
24 saat içinde ölecekleri bildirilen mateo ve rufus birbirleninin varlıklarını bile bilmezken, son arkadaş uygulaması sayesinde tanışıyorlar ve yeni bir gün yaratıyorlar.
okumanızı ve okutturmanızı şiddetle öneriyorum çünki kişisel gelişimizi de olumlu yönde etkileyebilecek bir kitap.
kitapla kalın, sağlıcakla kalın!
ig/ kitaplarvesinema
okudukça diyorsunuz ki; "benim âşkım ne ki cemal'in zuhal'e olan âşkının yanında?"
âşkı süreya'nın kaleminde, parmak uçlarında, zihni ve kalbinde görebilirsiniz. bu apaçık ortada.