Dijitalleşmenin yol açtığı bilgi kaosu ve yorum anarşisi, insanın anlam arayışını daha da zorlaştırmış, daha karmaşık bir hale getirmiştir. Görsel idrakin egemenliği, bir taraftan aklın idrakini zayıflatırken diğer taraftan kalbin idrakini adeta ölümle karşı karşıya bırakmıştır. Bu yeni durum, insanı bir anlam ve boşluk krizine sürüklemiş, insanı anlamsızlık zindanına mahkum etmiştir.
Zira baki hakikatler fani şahsiyetler üzerine bina edilmez. İnsanlar, şahıslar, hocalar, alimler, hakikatın kaynağı değildir, sadece hakikati öğreten birer muallimdir.
Hayat bir yoldur. Ömür dediğimiz şey bir yolculuktur. Yolculuk, zamansal ve mekansal mesafeleri kat etmekten ibaret değildir. Asıl yolculuk, kendi iç alemimize gönül dünyamıza yaptığımız zihinsel, kalbi ve akli yolculuklardır.
...meşhur bir jeoloji profesörü var biliyorsunuz. Her konuyu her açıklama ya da sözü depremle ilgili bir şeyi bile bir şekilde mutlaka dine getiriyor veya bir yaratıcının olmadığı iddiası ile tamamlıyor. Evreni ve yaşamı evrimle açıklamaya çalışıyor, evrimi bilimsel ispatlanmış bir gerçeklik olarak sunmaya çalışıyor.
Dolayısıyla bu kişinin söylediği her şey halk tarafindan bilimsel olarak algılanıyor.
Beyin yapısı itibariyle bir klavye gibidir. Nöronların hepsi birbirine benziyor. Ama klavyenin tuşlarının farklı fonksiyonları gibi beynin bölgelerinin de farklı fonksiyonları var.