Dişiliğini bedenine ve giyimine özenerek sergileyen modern kadın silueti karşısında, müslüman kadın örtünerek dişiliğini gizlemekte, "estetik" gövdenin karşısında "kutsal" gövdeyi çıkararak, bir kez daha Batı modernizmi karşısında farklılığını pekiştirmektedir.
Hem yüksek eğitime yönelen, hem de İslami ilkelere sadık kaldıklarını ilan eden, ne türbanlarından ne diplomalarından vazgeçebilen İslamcı kadınlar, kamusal alana girmelerini nasıl meşrulaştırmaktadırlar? Başka bir deyişle, namahrem alana, erkekler dünyasına açılmalarını simgeleyen çalışmayı ve karma yaşamı nasıl değerlendirmekte, bu dünyaya nasıl adım atmaktadırlar? Dinsel inançlarıyla mesleki beklentilerini nasıl bağdaştırmaktadırlar? Kadınları özel yaşama hapseden, toplumsal yaşamı cinsiyet ayrımı ilkesine göre düzenleyen İslam, nasıl oluyor da bu eğitim heveslisi kadınların siyasi-dini idealleri haline geliyor?
Modernliği yani "yeni" olanı keşfedememiş olan bu toplumlar, tarihlerini sürekli olarak Batı modernliğinin izdüşümünde yakalamaya çalışmıştır. Hatta, İranlı filozof Daryush Shayegan'a göre artık Batı medeniyetinin çevresinde (periferisinde) kalan bu toplumlar, "değişim şenliklerine katılamadıkları" için tarihin ve bilginin gerisine çekilmişler ve bu onlarda " kültürel şizofreni" yaratmıştır.
II. Meşrutiyet döenmindeki reformcu akımlar "ilerleme" fikrinden yana, Batı modeli merkezlidirler. İslamcı hareketler için de, köktenci bir biçimde modernleşme ve ilerlemenin karşısında olduklarını söylemek zordur. Önemli olan soru Batılılaşma hareketlerinin nereye kadar İslam kültürü ile bağdaşıp bağdaşmayacağıdır.
Namık Kemal "Eğer sizin medeniyet zannettiğiniz şeyler karıların açık saçık sokağa çıkması ve meclislerde dans etmesi ise onlar ahlakımıza mugayirdir. Biz istemeyiz, istemeyiz, bin kere istemeyiz."