Kadının bakışlarında derin bir boşluk görmüştü bir an ve sonraki yıllarda, sık sık anımsamıştı bu bakışları; her kadının gözünde bir erkeğin kaybolup gideceği boşluk bulunduğuna inanmıştı.
Berber, elindeki fırçayı bırakıp gözlerinde büyüyen cellat gözüyle caddeye baktı. Şehrin bütün caddelerini aşmıştı sanki, çok uzaklarda, dağların ardında bir yeri görüyordu. Belki de berberin kendine sığmazlığı vardı orada; sözgelimi bir köyde, yine böyle bir dükkanda berber kılığında oturuyor ve arada bir başını çevirip buraya bakıyordu.
İnanç bilgisinin kendisine has doğasından ötürü bu tür anlayışı aramıyordum, arayamazdım. Her şeyin açıklamasını aramayacaktım. Her şeyin açıklamasının, her şeyin başlangıcının da olduğu gibi, sonsuzlukta gizli kalması gerektiğini biliyordum.
İnsanın hayattaki görevi, ruhunu kurtarmaktır. Ruhumuzu kurtarmak için Tanrı’nın istediği şekilde yaşamalıyız. Tanrı’nın istediği şekilde yaşayabilmek için de hayatın dünyevi zevklerinden vazgeçmeliyiz; çalışmalıyız, acı çekmeliyiz, iyi kalpli, alçakgönüllü olmalıyız.