📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
1882 Viyana’sında geçen, hiç karşılaşmamış olan Josef Breuer ve Friedrich Nietzsche karşılaşsalardı neler olabilirdi diye yola çıkılarak oluşturulmuş öğretici bir roman. Neden öğretici, çünkü diyaloglar düşünce odaklı ve okuru da düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyor. Nietzsche’nin düşüncelerine fazlaca yer verilmiş. Kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade gibi konular işlenmiş özellikle. Kitaptaki birçok ayrıntı da gerçeklere uygun olarak kurgulandığı için ayrı bir hoşuma gitti. Nietzsche’yi, Freud’u, Breuer’u, Lou Salome’u gözünüzde canlandırabiliyorsunuz.
‘Nietzsche Ağladığında’ ismi başta insanda acaba Nietzsche’nin ümitsizliğinden yola çıkarak onun düşüncelerini çürütmeye yönelik bir roman mı düşüncesi oluşturuyor ama kitabın böyle bir amacı yok. Tam tersi, Nietzsche’yi de anlıyorsunuz onun ümitsizliğini de.
“ne çok acı var.” diye başlıyor kitap ve Zarifoğlu kendine özgü bakışıyla anlatmaya başlıyor hayatı. kitap günlük tarzında olduğu için yazar hiçbir edebi kaygı gütmeden, içinden geldiği gibi anlatıyor. sanki sizi karşısına oturtmuş da fikirlerinden bahsediyor gibi. tarihler karışık. bazen 27sindeki Zarifoğlu’nu dinliyorsunuz bazen 40ındaki. Öyle bir solukta okunabilecek bir kitap değil, azar azar, sindire sindire okunmalı.
Kızından, babasından, arkadaşlarından, Necip Fazıl’dan, askerlik günlerinden, şiirden ve edebiyattan... kısacası yaşamından bahsediyor. Yazarı daha yakından tanıma şansınız oluyor. Zarifoğlu’nun ne kadar derin ve zengin bir iç dünyası olduğuna, en günlük ve alışılmış olaylarda bile görebildiği anlama gerçekten hayret ediyorsunuz. Hayran kalmamak elde değil. Şiir gibi bir günlük. Şiire ve edebiyata ilgi duyan herkesin okuması gereken bir kitap.