Çocukluk hiç bitmez.. Yaşımız ilerler, saçımıza aklar düşer ama o hep oradadır. Kalbimiz kırıldığında, kendimizi kimsesiz hissettiğimizde döndüğümüz yer yine orasıdır; çocukluğumuz. Çocukluğumuzu anlamadan, bugünümüzü doğru yorumlamamız pek de mümkün değildir.
Yaşadığımız her şeyin bir etki gücü vardır. Geçmişe dönüp bakarken sadece büyük travmalar aramamız doğru olmaz çünkü sıradan gibi görünen küçük anların da zihnimizde nasıl izler bıraktığını anlamaya çalışırız. Bu, varılacak yer değil de daha çok yolda olma hali gibidir ve farkındalık sürecidir. Bu süreçte kabulün gelebilmesi için önce anlamak gerekir. Mesele, dünün bugüne etkilerini, bugünkü hayatımıza yansımalarını anlamaktır. Günlük yaşam tetiklenmelerinin algoritmasını okuyabilmektir. Bir durum, bir kişi, bir davranış bizi normalden daha fazla zorluyorsa, muhtemelen geçmişte yaşadığımız hisleri hatırlatıyordur bize ve zihnimiz bağlantıyı çoktan kurmuştur. Böyle durumlarda yalnız kalmak, kendine dönmek, iç dünyaya bakmak; zaaflarımızı fark etmeyi, zorlandığımız anları, acıyan yerlerimizi, tetiklendiğimiz noktaları görmeyi sağlar. Bunlarla karşılaşmak, yüzleşmekten kaçınmamak insanı duygusal anlamda olgunlaştırır. İçe bakış hayata yerleşmeyi, duygusal olgunluğu, nasıl yaşayacağımızı, kendimizi ve diğerlerini nasıl gözeteceğimizi anlamamızı, doğru referans noktalarını bulmamızı sağlar çünkü duygularımızı yönetme biçimimiz, problem çözme tarzımız, geçmişten getirdiğimiz duygusal miraslarımızdır. Duygularını düzenlemek, hazzı ertelemek, doğru zamanlarda doğru kelimeleri bulmak, sabretmek, koşulları ve zamanı gözetmek, hayır kelimesine tahammül etmek de duygusal olgunlukla ilişkilidir. Zor durumlarla, karmaşık duygularla baş etmemizi sağlayacak sosyal, duygusal becerilerimiz ise zaman içinde gelişir. Yaşadığımız