Üzüntü geçer, çok acıtır bazen evet, çok yorar, hırpalar, dağıtır. Ama geçer. Er ya da geç, geçer. Keder ise bir kez yapıştı mı insanın paçasına, bırakmaz. Ruhuna, kişiliğine, yüzüne; her şeyine siner insanın.
Biz, kendi şişkin, hem şişirdiğimiz hem de şişirilen egolarımızı söndürmedikçe, havasını indirmedikçe, birbirimizle konuşmaya değil, sadece kendimizi anlatmaya devam edeceğiz.
...her nasıl yorumlarsak yorumlayalım gerçekleştirmekte olduğumuz ve giderek daha da sükûnetle sürdüreceğimizi sandığım, konuşurken hem sözleri hem de kendimizi açacağımıza inandığım, üstüne üstlük başlamayı da başardığımız bir süreç bitmiş olacak; hâlbuki başlayan kendi sonunu bulana değin devam etmeli.
Şimdiye kadar özgürlüğümden ödün vermedim. Özgürlük bir açıdan ahlak sorunudur da. Özgürlüğümden ödün vermek onursuzluk olurdu, tabî olmak olurdu. Kendi varlığımı ancak özgür olarak gerçekleştirebilirim, yaşamı algıladığım gibi ancak özgür olursam yaşayabilirim; kendi varlığımın, sezgilerimin, aklımın götürdüğü yere ancak böyle götürebilirim.