Kapalı büyüyen ve bu şekilde bütün tabii arzu ve ihtiyaçlarını içinde hapsetmeye mecbur olan genç kız, gayet tabii olarak, sinirli ve manen bozuk bir mahluktu. Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının, ne babasının aklına bu kafanın içiyle de bir parça meşgul olma düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi ?
Ah aşk bile, bu kadar saf ve beyaz aşk bile kendi kendisini yok ederse, hayatta ne yapmalı, yaşamak için neye tutunmalıydı? İnsana o heyecanları, o yükselen ateşi, o şiiriyetleri verebilen aşka bile böyle kendi yok olmasını kendi getirirse niçin yaşamalıydı?
Ne kadar aldanmış olduğunu,hayatını güzel ve mutlu bir hayat diye görmekten çok, öyle devam edecek, öyle devam etmemek için hiçbir sebep yok diye inandığı için ne kadar budalalık etmiş olduğunu , bir gün sadece kalbinin yorulduğu, ruhun uyandığı için her şeyi değişip insanın yabancı bir çevre, yabancı bir hayat içinde,hatta o zaman kadar bile aldanarak yaşadığını kabule zorunlu olduğunu görüyor, her şeyi şimdi anlıyordu.