herkese selam!
Doğan Cüceloğlu - Evlenmeden Önce kitabından bahsedeceğim sizlere bugün.
“İnsan kendini tanımıyorsa, karşısındaki insanı da sağlıklı bir şekilde seçemez.”
Doğan Cüceloğlu bu kitapta evliliği romantik bir masal gibi değil, oldukça gerçek ve derin bir yerden ele alıyor. daha en baştan şunu söylüyor: evlilik sadece iki insanın değil, iki hayatın, iki geçmişin ve iki değerler dünyasının birleşmesi.
konusuna değineyim,
kitap, evlenmeden önce kendini ve karşındaki insanı ne kadar tanıdığınla ilgileniyor. çünkü asıl mesele “doğru kişiyi bulmak” değil, “doğru ilişkiyi kurabilecek olgunlukta olmak.”
özellikle beklentiler, korkular ve değerler üzerinde duruyor. bunlar konuşulmadan kurulan ilişkilerin zamanla zorlandığını çok net bir şekilde gösteriyor.
gerçek hayat örnekleri ve mektuplar da kitabın en etkileyici taraflarından biri.
“Evlilikte önemli olan doğru insanı bulmak değil, doğru insan olmaktır.”
bence bu kitap evlilikten çok bir “farkındalık” kitabı. çünkü insan kendini tanımıyorsa, doğru ilişkiyi kurması da zorlaşıyor.
en net mesaj şu: sevgi tek başına yetmez. iletişim, emek ve sorumluluk şart. yani “çok seviyoruz, hallederiz” düşüncesi bu kitapta pek karşılık bulmuyor.
kısacası; düşündüren, yüzleştiren ve bakış açısı kazandıran bir kitap evlenme düşüncesi olanlara, ilişki içerisinde olanlara veya kişisel gelişim meraklılarına tavsiye ederim.
sevgiler, Buse.
Doğan Cüceloğlu
merhaba sevgili arkadaşlar!
bugün sizlere Mesela Saat Onda kitabından bahsedeceğim.
Engin Geçtan bu kitapta da yine insanın en derin yerlerine dokunmuş.
ama en baştan söyleyeyim; bu klasik bir roman değil. tek bir hikâye yok, tek bir karakter yok. parça parça hayatlar var… ama o parçalar bir şekilde birbirine değiyor.
konusuna değineyim,
İstanbul’da geçen, birbirinden kopuk gibi görünen ama aslında garip şekillerde kesişen hayatları okuyoruz. ve bu hayatlar öyle düz ilerlemiyor… zaman kırılıyor, gerçeklik kayıyor, karakterler bazen başka bir hikâyenin içine giriyor.
hatta şöyle bir şey var:
kitapta bir karakter (Takiye) bir roman okuyor… ama okuduğu romanla kendi hayatı iç içe geçmeye başlıyor. yani sen aslında kitabın içinde bir kitap daha okuyorsun. :D
karakterlere gelecek olursam (en sevdiğim kısım burası ):
Otuz (Otuz Damacana)
adı çok garip ama karakter daha da garip
29 yaşında, karizmatik ama tuhaf bir hayatı var. yaşlı kadınlarla ilişkiler kurarak kendini var hisseden bir adam… ama bu aslında onun içindeki boşluğu doldurma çabası.
ve en ilginç tarafı şu:
bir noktadan sonra bu hayatın anlamsızlığını fark etmeye başlıyor. yani aslında “arayış” dediğimiz şey tam olarak burada.
Karanfil Hanım (Hatime)
benim en çok etkilendiğim karakter.
baskıcı bir baba, karmaşık bir evlilik ve sürekli bastırılmış bir hayat…
ama sonra kendi kimliğini yeniden kurmaya çalışan bir kadın. hatta kendi adını bile değiştiriyor → Karanfil oluyor.
ve Otuz’la karşılaşması…
çok kısa, çok garip bir an ama hayatını tamamen değiştiriyor.
Takiye