"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı." diyerek veda eden Cemil Meriç
Bu söz bana göre Cemil Meriç'in bütün hayatını özetliyor. O, dünyayla kavga etmek yerine kalemiyle konuşmayı seçmiş. Kitaplara sığınmış, düşünerek ve yazarak insanlara ulaşmaya çalışmış.
Cemil Meriç'i okudukça sadece yeni bilgiler edinmiyorsunuz; olaylara farklı bir pencereden bakmayı da öğreniyorsunuz. Her cümlesi üzerinde durup düşünmeyi gerektiriyor.
Bana göre Cemil Meriç, bir kez okunup kenara bırakılacak bir yazar değil; zamanla tekrar tekrar dönülmesi gereken isimlerden biri.
SPOİLER OLACAK!!!!
öncelikle kitap çok hoşuma gitti. kesinlikle öneririm. ikinci olarak ben linanın Can'ı aldatmasına çok üzüldüm ve Ege ile lina ya soğudum biraz. can her ne kadar pislik biri de olsa lina önce ayrılmalı ondan sonra egeye gitmeliydi.(burda can'ı savunmuyorum sadece lina haklıyken haksız duruma düştü diyorum. can da haklı değil ama işte.) ama olsun herkes güllük gülistanlık değil maalesef ve yazarın kitap karakterlerine mükemmel bir karakter yazmaması da hoşuma gitti bir yandan çünkü hikayeye gerçekçilik katmış.
onun dışında poyraz ve mira ilişkisi bana geçmedi. poyrazın miranın ve tunanın (tunayı ayrıca konuşcam) rüyayı öldürdüğünü ve bunu sakladıklarını öğrendiğinde hâlâ mirayı savunması bana çok saçma geldi. aslında bütün arkadaş grubunun saklayacağını söylemesi bana saçma geldi ve çok sinirlendim. poyaz ve miranın aralarındaki o toksik ilişkiden bi süre sonra gına gelmişti. mirayı hâlâ sevmiyorum bu arada. o poyrazla benden uzakta olsunlar kahdlajdojs
lina ve ege... her ne kadar ilişkileri bir aldatma ile başlasa da çok güzeller. ama işte başlangıçları iyi değildi. benim kesin ahlaki ölçülerim var o yüzden maalesef bu aldatma olayında çok netim. bu da benim öznel görüşüm.
ve gelelim katile yani tunaya...
arkadaşlar ben mi körümde okurken görmemişim anlamamışım ama katil nasıl tuna olabilir ya? hani bana hiç mantıklı gelmiyor. hiç işaret almadık. tunanın o ilk bölümlerdeki Yakamoz'da olan mira ile bakışmaları dışında hiçbir şüpheli davranışını hatırlamıyorum.(ki o da lina bıçaklanmadan önceydi) ben rüzgar sanmıştım çünkü bilmeceleri çözebiliyordu falan ne biliyim. eğer katilin tuna olduğuna dair bir işaret varsa bana söyler misiniz? hâlâ anlamıyorum.
kitaba bayıldım ama genel olarak bakarsak
acı-tatlı, kriz geçirmelik-romantik bir
Kayıp YansımaDilara Keskin · İndigo Kitap · 2025261 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Herkese selamlar,
Bugün Kemal Sayar'ın Yer Gümbürdüyor adlı söyleşi eseri ile karşınızdayım.Eser,hayatın karmaşası, modern çağ ve yaşamın hızında kaybolan ruhlar için adeta bir durup soluklanma imkânı sunuyor.Eserimiz; iyileşme, merhamet, empati, aile, sosyal medya, edebiyat gibi konular etrafında dolaşarak insanın hem kendini hem de çevresini anlamasına rehberlik ediyor âdeta. Üstad insana dair derin gözlemleri sayesinde okuyucuya “anlam” kavramını yeniden sorgulatıyor.Hayatın yoğunluğu arasında içsel bir sessizliğe çağırıyor bizi. Arada durup soluklanmak gerektiğini hatırlatıyor.Her bir söyleşi, yaşamın farklı bir yönüne ışık tutarken aynı zamanda kalbe dokunan bir içtenlik taşıyor. Hayatta ne olursa olsun,her şeye rağmen hayat devam ediyor.Bazen en sevdiklerimizi toprağa verebiliyoruz ama sonrasında maalesef hayat kaldığı yerden devam ediyor. Hayat sen üzgünsün diye durup sana yol vermeyecek çünkü. Buna istinaden her ne olursa olsun hayatta yaşam oldukça umudun olduğunu ve bundan ötürü yaşamanın güzel olduğu bilincine varmalıyız. Yazarımızın bütün eserleri gibi bu eseri de beni derinden etkiledi. Kitapla,umutla ve sevgiye kalın.
Yer GümbürdüyorM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202539 okunma
Merhaba sevgili 1000Kitap sakinleri,
sanırım ben Martin Eden’ı yanlış zamanda değil, fazla gerçekçi bir kalple okudum.
Çünkü herkesin “azmin destanı” dediği yerde ben, insanın kendi hayatını ağır ağır tüketişini gördüm.
Martin’in açlığı beni etkilemedi mesela. Dört saatlik uykular, durmadan yazılan sayfalar, bedenini yok sayacak kadar büyütülen o hırs… Bunların hiçbiri bende hayranlık uyandırmadı. Aksine, insanın kendi ruhuna uyguladığı sessiz bir şiddet gibi geçti satırların arasından.
En çok da başarıya yüklenen o kutsallık yoruyor beni. Çünkü roman boyunca Martin hep “bir gün” için yaşıyor. Bir gün anlaşılmak, bir gün yükselmek, bir gün kabul görmek… O bir gün uğruna bugünü aç bırakıyor, uykusuz bırakıyor, sevgisiz bırakıyor kendini. Ve kimse bunun trajedi kısmından bahsetmiyor. Üstelik bütün bunları yaparken hayatın en gerçek şeylerini kaybediyor: huzuru, sağlığını, gururunu… ve Ruth’u.
Oysa insan bazen bir masada sevdiği kadınla huzur içinde oturabiliyorsa başarılıdır. Bir geceyi borç düşünmeden uyuyarak geçirebiliyorsa başarılıdır. Kendini kanıtlamak uğruna kendi ömrünü harcamıyorsa başarılıdır.
Martin ise hayatı yaşamaktan çok, hayatın karşısında kendini ispat etmeye çalıştı. Bu yüzden roman bittiğinde aklımda “başardı” duygusu kalmadı. Sadece geç kalmış bir zaferin soğukluğu kaldı.
Çünkü bazı insanlar istedikleri yere vardıklarında artık o yere varacak hâlleri kalmamış oluyor.
Martin Eden
Ceyms Coys qələmi ilə ilk dəfə tanış olurdum. Yazıçı "Ölülər"romanında Britaniya və İrlandiya arasındakı tarixi proseselərə də toxunub. Hətta , Britaniyapərəst irlandiyalılara rixşəndlə " Vest Brito" deyilməsi də əsərdə vurğulanmışdı.
Əsərin baş obrazı Qabriel Konroydur. Qabriel müəyyən qədər ənənəçi biridir. Amma onun ənənəçiliyi məndə yaxşı hisslər oyatdı. Çünki o öz ənənəçiliyində qonaqpərvərliyi, dostluğu, birliyi, birlikdə yığışılan bayramları, ziyafətləri qorumaq istəyirdi.
Qabriel Konroyun həyat yoldaşı isə Qreta Konroydur. Qabriel öz həyat yoldaşını çox sevir və onunla evli olduğu üçün daima xoşbəxtdir.
Amma günlərin bir günü Qretanın bir mahnı eşidərək keçmişi xatırlaması nəticəsində Qabrielin bütün dünyası başına yıxılmış olur. Qreta ərinə hər şeyi danışır .
O öyrənmiş olur ki, Qretanın gəncliyində sevdiyi bir oğlan varmış və Qretanın uğrunda ölmüşdür.Həyat yoldaşına görə başqasının öz canından keçməsi gerçəyi onun qəlbini ağrıdırdı və özünü Qretanın həyatında cılız bir obraz kimi hiss etməyə başlamışdı.
Kitabın sonunda yazıçının ölülərlə diriləri müqayisə etməsi çox möhtəşəm idi. Yazıçı sanki bunu insanın yaşadıqlarından sonra ölü kimi yaşamasına vurğu edib.
ÖlülərJames Joyce · Qanun Nəşriyyatı · 0560 okunma
kafamda yazdığım hikayelerin betimlenerek anlatımı gibi mükemmel muazzam muhtesrm ne diyim tam ben kitap okuyun okutun bütün hikayelerin sonu intihar çoğu da baya güzel koymus