Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
Zannedersem sizi çok ilgilendirmeyecek, ama büyüklerin sözüyle "Dinlemesini bilen en aptaldan bile bir şeyler öğrenebilir" cinsinden bir hadise anlatmak isterim... 6 senelik telefonumun ilk arıza çıkarmasıyla ön ve arka camını tamir ettirdim. Üzerine artık sekerat halinde olan pilini de değiştirdim. Kullanmaya başlayınca gördüm ki, pil yine şarj tutmuyor ve ekranın arkası yine kırılmış. Artık yeni bir telefon almak icap etti. Kendi kendimi "Oğlum sen zaten sürekli telefon merakı olan bir adam değilsin. Bi telefonu da 6 sene kullanabiliyorsan bu iyi bir süredir. Zaten içki, kumar, zina gibi kötü alışkanlıkların da yoksa artık sen iyi bir telefonu hak ediyorsun. O zaman bir telefon almak vaktin gelmiştir." diye motive eyledim. Tabi insan bir şey yapacaksa en büyük yardımcısı kendisi oluyor. Ama tabi bunu almak yada almamak bir mevzu değil, asıl mevzu benim kalbimde olandır. Onu da şöyle hissettim: Kızım bana dedi ki: "Baba telefon alacağın için heyecanlı mısın?" Evet heyecanlıydım. Lakin bir yanımda üzüntülü. Üzülme sebebim ise "Böyle ufacık şeyler için" heyecan yapmış olmamdan kaynaklanıyor. Yaşım bayağı büyüdü, tecrübem arttı, o kadar okuduk, daha çoğunu dinledik, nasihat edip nasihat aldık ama geldiğimiz noktada nefsimiz bir adım ileri atamamış. Kalbimiz halen olgunluğun kafasına erememiş. Yani bir şeyler büyümüşken en önemli şey olan kalbim yerinde halen çocuk olarak saymış. Buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim... Tabi bunu çocuğum evladım elbette anlamamıştır. Ama siz anlayabilirsiniz. Siz de benim gibi eksikliğini -kalbin büyümemesi- hissedebilirsiniz diye yazıyorum. Peki bunları neden anlattım? Öylesine anlatmak istedim sadece. Nefsin beni nasıl çepeçevre kuşattığını görün, şeytanın benle nasıl oynadığını görün ve bunlardan ibret alın diye de olabilir. İşte dünya
İnsan ve Duygular
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İkaz amaçlı sanatın en güzel türü, ahlaki ama "ahlakçı" olmayan sanat, kötü şeylerin cazibesine kapılmanın ne kadar kolay olduğunu iyi bilir. Malum, iyi insanların da, sonunda büyük hatalar yaptığı, bunu da istemeden yaptıkları bir vakıadır. Martineau'nun tablosunda, kocanın kumar ve içki sorunları olduğunu çıkarsayabiliriz (yere yan konulan yarış atı resminde ve adamın arkasındaki içki sürahisinde bunun ipuçları gizlidir). Bu adam şimdi de oğlunu alıştırmaktadır, beyefendilere özgü bu kötü huylara. Ama cani biri değildir, cana yakın ve kalender tebessümü zorlama değildir. Herkesi mutlu etmek ister gibidir, sadece güvenilmez ve kolay gaza gelen biridir o kadar. Küçük ahmaklıklarının birikerek sonunda onu nasıl mülkünü satmak zorunda bırakacağını tahmin edebiliriz. Nesiller boyu ailesine ait olan evin (antika şömine, zırh ve portreler bunun kanıtıdır) uçup gidişine seyirci kalacaktır. Ressam bunun utancını ve hüznünü, kendi davranışlarımıza tesir eder umuduyla, bütün gücüyle bize hissettirmeye çalışır; çünkü çoğumuz bu adamın kötü alışkanlıklarından birkaçını kendi nefsimizde barındırırız. S. 38 Terapi Olarak Sanat
Sanat
Şimdi bu adam gerçekten benim sevgilim mi?
63. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Güneşin henüz doğmadığı, sabahın huzurlu sessizliğinde, her zamanki o tatlı rutinle araladım gözlerimi. Artık bir alışkanlık, bir refleks olmuştu; telefonumun ekranındaki o ismi görmeden güne başlayamıyordum. Adını gördüğüm an, yüzümde benden bağımsız, kendiliğinden yeşeren tebessümle karşıladım sabahı. Uyandığında aklına düşen ilk şeyin ben olmam, gece ben daha uykuya teslim olmadan "iyi geceler" mesajının gelmesi... Bir kadın için ne büyük bir lüksmüş meğer böylesine düşünülmek. "Sana da günaydın sevgilim..." Parmaklarım ekranda dans ederken mesajı çoktan yollamıştım bile. Dünden biliyordu bugünkü telaşımı; o yüzden her zamanki gibi hemen arayıp sesimi duymak yerine, nazik bir geri çekilmeyle yetindi: "Kendini fazla yorma, iyi işler inci tanem." Mutfağa geçip tost makinesinin başına geçtiğimde hala yüzümde aptal ama mutlu gülümseme vardı. "Anlaştık..." yazıp yanına bir göz kırpma emojisi ekledim. Tost ekmeğinin kokusu mutfağa yayılırken, zihnimde hala aynı soru yankılanıyordu: Şimdi bu adam gerçekten benim sevgilim mi? İnanması güç, bir o kadar da büyüleyici. Hangi ara bu kadar biz olduk hala çözebilmiş değilim ama bu büyünün bozulmasından, bu rüyanın bitmesinden ölesiye korkuyorum. Tostu kaptığım gibi peçeteye sarıp kabanımı üzerime geçirdim. Evden bir hışım çıkıp arabaya atladığımda, dışarıdaki hava durumunun pek de iç açıcı olmadığını fark ettim. Diğer kadınlar trafikte aynaya bakıp ruj tazelerken, ben bir yandan direksiyon sallıyor, bir yandan da hayatta kalma savaşımın bir parçası olan tostumu mideye indiriyordum. Çünkü uykusuz ve aç bir İnci, etrafındaki herkes için potansiyel bir tehlike demekti; kendimi de çevremdekileri de korumam gerekiyordu. Düğün alanına yaklaştıkça, gökyüzündeki o
1000Kitap
İdraksiz Kemalistler
İsrail, bütün dünya gibi, Kıbrıs adasının devasa bir hava üssü olduğunun da, Akdeniz’in kontrolü noktasında Kıbrıs’tan daha işlevsel hiçbir lojistik nokta olmadığının da acayip farkında. Bu domuz sürüsü, büyük abisi ABD ile Güney Kıbrıs’ı “Kibriti çakılsa havaya uçacak bir silah deposu”na çevirdi. Diğer yandan da daha önce de defalarca gündeme getirdiğimiz gibi bu domuz sürüsü Kuzey Kıbrıs’tan pek çok arazi aldı ve bu arazilere son derece güvenlikli, kale benzeri yerler inşa etti. Bunların yanında bir de “Kıbrıs’ın Kamalistleri” diyebileceğimiz saçma sapan bir ekiple uğraşmak çıktı. Başka hiçbir dertleri, hiçbir işleri yokmuş gibi, İsrail’in adadaki yayılmacılığıyla, adanın bir “kumar ve fuhuş adası” haline gelmesiyle uğraşmak yerine okullarda başörtüsünü yasaklatmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Konu şu: Bu yasak için canhıraş şekilde mücadele veren Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın en büyük paydaşı kim? Kuir Kıbrıs Derneği isimli foncu LGBT derneği. Anlayacağınız üzere Kamalistler yine hiçbirimizi şaşırtmayı başaramadı Kıbrıs’ta. “Hıyarım var” diyene bir avuç tuz alıp koşmayı marifet sayan Kamalistleri bıraksak Sarı Paşa’nın “Bağımsızlık benim karakterimdir” cümlesiyle gözyaşı dökerler ama adanın bütün enerjisini sömürüp adanın bütün sosyolojisini parmağında oynatmayı hedefleyen foncularla aynı yataktalar. İsmail Kılıçarslan
Hayata Dair
Büyük bir kumar masası, Bir tarafta hep kaybeden ben, Diğer tarafta izleyen sen, Kazananı tek bir kişi kasa, Ne benden sana el dönüyor, Ne sen beni görüyorsun arttırmaya, Bahis belli aslında ortada açıkça, Kazanırsak bir ihtimal hayali aşkta...