Küçük Emrah Modunda
Puan vermedi·210 syf.··
2024 10. kitabı
Bugün Yaşamak bitti. Başta basit bir köy hikâyesi sandım. Kumar, düşüş falan… tamam dedim sebep belli. Ama sonra öyle kalmadı. Her şey bir şeyden oluyor gibi ama aslında her şey birbirine eklenerek büyüyor sanki. Tek bir sebep yokmuş gibi. Fu Gui’yi başta yargıladım. “Bunu da yapmasaydı” dedim. Ama sonra o düşünce biraz dağıldı. Çünkü kitap ilerledikçe mesele o kumar olmaktan çıktı. Youqing’in ölümü falan… orası zaten ayrı bir yer. Bağıran bir sahne değil ama en çok orası oturdu içe. En garibi şu: İnsan bazı zamanlar mutlu olduğu için değil, mecbur olduğu için devam ediyor. Kitap bitince büyük bir şey anlatmıyor aslında. Ama içimde kalan şey şu oldu: Hayat dediğin şey büyük bir hikâye değil, arada yaşanan küçük dayanma halleri. Fu Gui’yi artık iyi ya da kötü diye ayıramıyorum. Sadece yaşamış biri gibi duruyor.
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Keşkelerin Ötesinde
10/10
·304 syf.··
2026 39. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:31
Bir gece yarısı yolculuğu daha sona ererken, geride var olmanın o bildik burukluğu kaldı. Önceki romandan tanıdığımız Nora’nın aksine, bu kez bir tren yolculuğuyla bitmiş bir hayatın kısa bir kesiti sunuluyor bizlere: Wilbur’un yarım kalmış hikayesi… Acaba Wilbur, yaşarken ıskaladığı tüm o hayatı ve kaçırdığı aşkı geri kazanabilecek miydi? Wilbur kararlıydı; bir şeyleri değiştirmeyi kafasına koymuştu. Geçmişine ve geleceğine dair, sonunu hiç bilmediği büyük bir kumar oynadı ve yaşarken asla cesaret edemediği o adımı attı. Önce kendisini, ardından da akıp giden hayatını tümüyle dönüştürmek istiyordu. Bu yolculukta elindeki tek şans ise saniyeler içinde gözünün önünden geçen o eski anılardı. “ Bazen düşünüyorum da... İki kelimeyi içtenlikle söyleyebilmek için koskoca bir ömrü tüketmemiz gerekiyor. Belki de bu yüzden hayattaki en kıymetli şeyimiz; birbirimize tam zamanında, gecikmeden söyleyebildiklerimizdir." Kitapta Nora da boy gösteriyordu. Yaşadığı o sarsıcı deneyimin üzerinden yedi yıl geçmiş; hayatını tamamen dönüştürmüş, heybesine alması gereken tüm dersleri koymuş ve yeni yaşamına sıkı sıkı tutunmuş bir Nora olarak çıkıyordu karşımıza. Nora’yı sayfalar arasında yeniden görmek, eski bir dostla tesadüfen karşılaşmış gibi içimi ısıttı. Bu ince detaya kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Matt Haig’i tam da bu yüzden seviyorum; sözü hiç uzatmadan, doğrudan okurunun ruhuna sızmayı başarıyor. Peki, size de son bir şans verilseydi, hayatınızın hangi sahnesinde durup zamanı dondurmak isterdiniz? Nihayetinde herkes kendi hikayesinin kahramanı... Umarım ömrünüzü pişmanlıklar ve keşkelerle değil, dilediğiniz gibi ve hakkını vererek yaşarsınız. Gece Yarısı Treni Matt Haig
Alıntı
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026396 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·210 syf.··
2026 4. kitabı
Ana karakterimiz Fugui, bütün servetini bir kumar masasında kaybeden bir mirasyedi olarak karşımıza çıkıyor. Bu kırılma noktasından sonra hayatında gerçekleşen her şey tam bir trajedi: yoksulluk, savaş, devrim... Tüm bunlar yetmezmiş gibi, sevdiği herkesi teker teker kaybetmeye başlıyor. Bu kayıplar Fuguiyi bambaşka bir insana dönüştürüyor. Başlangıçta kibirli ve umursamaz biriyken; acıların içinden geçerek mücadeleci ve sarsılmaz bir karaktere evriliyor. Aslında Fuguinin bu değişimine, büyük ölçüde, Çin'in o dönemki despot siyasi yapısı ve toplumsal dönüşümü neden oluyor. Kitap, Mao dönemi Çin'inde geçiyor; "Büyük İleri Atılım" projesinin halk üzerinde yarattığı tahribatı ve eşitlik vaat eden bir rejimin, sırası gelince halkı nasıl baskı altına alabildiğini çok net bir şekilde aktarıyor. Kitabın ana teması aslında tek bir kelimede gizli: Mücadele. Hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde "Yaşamak nedir?" diye sorguluyoruz Sahip olduklarımızı beğenmeyip "Bu da yaşamak mı?" diyerek isyan ediyoruz. Oysa bazen insanın en büyük başarısı, sadece hayatta kalabilmektir. Hayat bazen sadece nefes alıp vermekten ibaret kalabilir. Herkesin Fugui kadar ağır savaşları olmayabilir ancak her yaşam kendi içinde bir mücadele barındırır. Fuguï'nin yaşadıklarının yarısını bile yaşamamışken yaşadıklarımıza dayanamıyor kaçmak veya yok olmak istiyoruz. Buradan bakınca anlıyoruz ki asıl mesele zorluğun derecesi değil, o zorluk karşısında nasıl bir duruş sergilediğindir. "insan bazen hiçbir şey için değil, yaşamak için yaşar"
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Yaşamak
Puan vermedi·210 syf.··
2026 7. kitabı
"Bu kitaba başlarken Fugui’ye o kadar sinir oldum ki... Karısına davranışları, kumarbazlığı, her şeyini kaybedişi... Kumar bittiğinde içimden 'İyi oldu' bile dedim. Askere gitti, orada acılar çekti ama hiç üzülmedim. Hele parası yok diye gidip kızını satmaya kalktığında adama dair tüm empatim bitti. Karısının o bir kez bile sitem etmeyen, isyan etmeyen hali bana çok gerçek dışı geldi. Asıl öfkem küçük oğluna olan sevgisizliğindeydi. Belki o dönem için, o coğrafya için bu yaşananlar normal görülebilir; ama ben o çocuğun babasından nasıl korktuğunu gördüm. Adamın zenginken, paralıyken karısına nasıl davrandığını da gördüm. Herkes bu kitabı farklı anlayabilir, 'mücadele dolu bir hayat' diyebilir. Evet, bir mücadele var ama eğer bu adam en başında karısını tokatlamasaydı, hovardalık yapıp insanları küçümsemeseydi onun o mücadelesinin önünde saygıyla dururdum. Yani sorun yokluk ya da dönem değildi, sorun tamamen adamın kendisiydi. Adamda sevgi ve çaba yoktu. Oğlu öldüğünde adama ilk kez üzüldüm; evet hatalıydı ama bedeli bu kadar ağır olmamalıydı. Ama en çok o çocuğa yandı içim. Keşke gitmeden önce biraz sevgi görseydi. Ölümün ne zaman geleceği belli değil, çocuk kalbi kırık gitti. Sonra kızlarını evlendirirken 'Kusuru var, topal da olsa alan çıksın' mantığıyla bakmaları beni deli etti. Kız açlıktan ölse bu bakış kadar acı çekmezdi. Fugui milleti cahil görüyordu ama asıl cahil kendisiydi. Hayatındaki herkesin ölümüne çaresizce şahit oldu. Bence ona verilen ceza buydu: Zamanında o kadar kalbi incitti, insanları sevgisiz bıraktı ki, gidenlerin yokluğu onun en büyük hapishanesi oldu. Kitabın adı Yaşamak ama içi yaşanmamışlıklarla dolu. Hani bir dert geldi mi üst üste gelir ya, tam öyle bir kitap!
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Puan vermedi·157 syf.·
2026 27. kitabı
Bir yazarın ilk eseri çoğu zaman ya çıraklığının itirafı ya da olacaklarının habercisidir. İnsancıklar her ikisidir. Dostoyevski bu romanı 1846'da, yirmi dört yaşında yazdı. Belinski onu "yeni bir Gogol" diye ilan etti, Petersburg salonları genç adamı omuzlarına aldı, sonra bir yıl içinde yere bıraktı. Yirmi yıl boyunca Dostoyevski o ilk anın gölgesinde yaşadı; Suç ve Ceza gelene kadar adı bu kitapla birlikte anıldı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, gençliğin coşkusu sönmüş, gerçek görünür: *İnsancıklar* iyi bir roman değildir; ama büyük bir romandır. İkisi aynı şey değildir. Hikâye basit: orta yaşlı, yoksul, alkol problemi olan bir devlet katibi Makar Devuşkin ile uzak akrabası olduğu öksüz genç kadın Varvara Dobroselova mektuplaşır. Aynı sokakta, karşı pencerelerden birbirlerini görebilecek mesafede yaşarlar. Makar maaşının önemli bir kısmını gizlice Varvara'ya gönderir; bunun karşılığında bir teşekkür, bir mendil, bir kitap, bir umut alır. Roman bu mektupların birikiminden ibarettir. Sonunda Bikov adlı zengin bir adam çıkagelir, Varvara'yı eski bir hesabı kapatmak için satın alır, taşradaki çiftliğine götürür. Makar yapayalnız kalır. Hikâye burada biter; ama hikâyenin yıkıcılığı tam burada başlar. Dostoyevski'nin bu kitapta yaptığı şey Rus edebiyatına bir arketip kazandırmaktı: "küçük adam." Devlet katibinin paltosunu Gogol önce kendisi giydirmişti, ama o paltonun içine bir ruh yerleştiren Dostoyevski oldu. Gogol'ün Akaki Akakiyeviç'i acınası bir karikatürdü; Dostoyevski'nin Makar'ı acınası bir insandır. Aradaki fark devasadır. Çünkü Makar yoksuldur, ama gururludur. Yoksulluğunun farkındadır, üstelik gizlemeye çalışacak kadar gururludur, daha da kötüsü, bu çabasının boşunalığını bildiği için iki kat acı çeker. Romandaki en derin satırlar bu utancın etrafında
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 200777bin okunma
Herkesin Bir Kumarı Var
8/10
·177 syf.··
2026 14. kitabı
Kumarbaz, şu ana kadar okuduğum Dostoyevski kitapları arasında en beğendiğim eser oldu. Kitaba 8/10 veriyorum. İlk bakışta kumar üzerine yazılmış bir roman gibi görünse de ben kitabın asıl konusunun kumar değil, insanın tutkularına ve takıntılarına yenilmesi olduğunu düşünüyorum. Roman boyunca dikkatimi çeken şey, neredeyse bütün karakterlerin bir şeylerin esiri haline gelmiş olmasıydı. Aleksey kumarın, General Matmazel Blanche'ın, Polina ise Fransızın etkisinden kurtulamıyor. Her biri farklı bir şeyin peşinden sürükleniyor ve sonunda o şey tarafından sömürülüyor. Romanı bitirdikten sonra fark ettiğim şey, aslında kitaptaki en büyük kumarbazın sadece Aleksey olmadığıydı. Kumar masasına oturan kişi Aleksey olsa da romandaki hemen hemen herkes başka bir şey uğruna hayatını riske atıyordu. Kimi aşkı, kimi parayı, kimi statüyü, kimi de gururunu bir kumar masasına sürüyordu. Bu yüzden kitabın adı Kumarbaz olsa da Dostoyevski bana göre sadece kumarı değil, insanın kendini kaybedecek kadar bağlandığı her şeyi anlatıyor. Aleksey ilginç bir karakterdi. Onu okurken bazen çok zeki olduğunu düşündüm, bazen de kendi hayatını kendi eliyle mahveden birine baktığımı hissettim. Sanki tam zeki olacakken olamamış biri gibiydi. İnsanları anlayabiliyor ama aynı zamanda sebepsiz yere olay çıkarıyor ve çektiği acılardan tuhaf bir şekilde haz alıyor. Bu yüzden ona ne tamamen hak verebildim ne de tamamen karşı çıkabildim. Kitaptaki en sevdiğim karakter ise Bay Astley oldu. Roman boyunca mantığını koruyabilen nadir insanlardan biriydi. Diğer karakterler hırslarına, tutkularına ve duygularına yenilirken onun daha sakin ve düşünerek hareket etmesi hoşuma gitti. Bana göre romandaki en olgun karakter oydu. Polina hakkında ise kesin bir yargıya varamadım. Dostoyevski karakteri biraz gizemli
Edebiyat
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,7bin okunma