"Yakalanan Zaman" - bir veda gibi ama aynı zamanda bir başlangıç...
Proust okumak bana her zaman zamanın başka türlü aktığı bir evrende dolaşmak gibi gelmiştir. Seriyi bitirmek istemediğim için her kitabın arasına uzun molalar verdim, sayfaları sindire sindire, kimi zaman aynı cümleye defalarca dönerek okudum. Ama artık sona geldim: Yakalanan Zaman.
Bu kitap serinin diğerlerinden farklı. Daha içe dönük. Proust bu kez sadece karakterlerine değil, kendi yaratım sürecine de dönüp bakıyor.
“Ben kitabımı daha alçakgönüllü bir şekilde düşünüyordum; hatta onu okuyacak olanları okurlarım olarak görmüyordum. Çünkü kanımca onlar benim değil, kendi kendilerinin okuru olacaklardı.”
Gerçekten de Proust’u okurken kendimizi okuyormuş gibi oluyoruz. Onun gözlemleriyle kendi geçmişimize, kendi zamanımıza, kendi anılarımıza dokunuyoruz.
Bu son kitapta zaman artık ana karakter. Hatırladıklarımızla yeniden inşa ettiğimiz benliğin izini sürüyor. Hafızanın gücünü, zamanın ne kadar çarpıcı ve aynı anda ne kadar sessizce akıp gittiğini anlatıyor.
Bu kitabı okurken geçmişe daha çok daldım, geleceği daha çok düşündüm ve şimdiki zamanın içinden geçmenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hissettim.
Yakalanan Zaman, bir vedadan çok, belki de ilk kez “gerçek” bir başlangıç. Ve artık şunu çok iyi biliyorum: Bu kitaplar bir kere okunmak için değil. Bir ömre yayılarak, her yaşta farklı bir bakışla okunmak için yazılmış.