Kitapta, C. adlı bir adamın İstanbul sokaklarındaki amaçsız dolaşmasını anlatılıyor. Babadan kalan mirasla çalışmayan, insanlarla sahici bir bağ kuramayan C., her mevsim başka bir kadınla “gerçek sevgiyi” arıyor. Topluma, kalabalığa, düzene yabancı. Kahvelerde oturuyor, vitrinlere bakıyor, kendini ve başkalarını didik didik ediyor. Yabancılaşmayı, yalnızlığı ve aidiyetsizliği anlatmış yazar. Fakat okurken biraz içim daraldı açıkçası.
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571bin okunma
John C. Maxeell'in kaleme almış olduğu ve deneyimlerinden elde etmiş olduğu LİDERLİK YASALARI - Reddedilemez 21 Liderlik Yasası bir başucu kitabı olacak kapasitededir.
1. Geniş Ufuk Yasası
2. Etkileme Yasası
3. Süreç Yasası
4. Denizcilik Yasası
5. Dinletebilme Yasası
6. Sağlam Zemin Yasası
7. Saygı Yasası
8. Sezgi Yasası
9. Çekim Gücü Yasası
10. Bağlantı Yasası
11. İç Çember Yasası
12. Yetki Verme Yasası
13. Yeniden Üretim Yasası
14. Ortaklık Yasası
15. Zafer Yasası
16. Büyük An Yasası
17. Öncelikler Yasası
18. Özveri Yasası
19. Zamanlama Yasası
20. Büyük Gelişim Yasası
21. Miras Yasası
İş hayatınızda ve özel yaşantınızda uygulanabilirliği açısından verim sağlayacak yasalardan oluşmaktadır.
İnsan ruhunun en karmaşık ve en ani değişimlerini ele alan, kısa olmasına rağmen derin etkiler bırakan bir psikolojik çözümleme örneğidir. Roman, toplumun ahlaki yargıları ile bireyin iç dünyası arasındaki çatışmayı merkezine alır. Yazar olaylardan çok karakterlerin duygularına ve düşüncelerine odaklanarak okuru insan psikolojisinin karanlık ve kırılgan yönleriyle yüzleştirmiş.
Merkezindeki Mrs. C. karakteri, yıllar boyunca içinde sakladığı bir anısını anlatırken aslında insanın bir anda değişebilen kaderini ve tutkularının gücünü gözler önüne sermiş. Özellikle genç kumarbaza duyduğu ani ilgi ve onun hayatını kurtarma isteği, ilk bakışta mantıksız görünse de, karakterin yaşadığı duygusal fırtınayı hisseder. Roman boyunca yalnızlık, merhamet, tutku ve vicdan gibi kavramlar iç içe geçer.
En farklı yönlerinden biri, yazarın insan davranışlarını siyah ve beyaz olarak değerlendirmemesidir. Zweig, insanların bazen tek bir gün içinde yıllarca taşımadıkları duyguları yaşayabileceğini ve bunun hayatlarının yönünü değiştirebileceğini göstermiş. Bu nedenle yalnızca bir aşk ya da tutku hikâyesi değil, aynı zamanda insan doğasına dair güçlü bir sorgulamadır.
Romandaki duygusal yoğunluk ve özellikle kadın karakterin genç adama karşı geliştirdiği bağlılık bir miktar abartılı geldi.
Genel olarak insan psikolojisini ustalıkla işleyen ve okuru ahlaki yargılarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Yine de okunması çol elzem gelmedi..
CEREN CERAN
T E R C İ H
“Gerçek benliğimi ve gerçek isteklerimi ortaya koyduğum her durumda, kötü olan ben oldum bu hayatta. Bana reva görülene razı gelmediğim her konuda; kızarak, küserek, sessizleşerek pes ettirmeye çalıştılar beni. Herkes bana bir kader çizmişti, herkes kendi hikâyesinde bana bir rol biçmişti ve ‘Ben kendi rolümü seçeceğim’ dediğimde ise benden hayırsızı yoktu. Kendi uygun buldukları cicilerle donattılar hayatımı, ‘Cicilerinizi değil, kırık dökük emeğimi istiyorum’ dediğimde ise nankör oluyorum, öyle mi?”
Ceylan’ın ve Asiye’nin hikâyesi işte tam da bu cümlelerde gizli. Gidemeyenin ve gidenin hikâyesine odaklanan roman, kendi yolunu çizen ve çizemeyen iki kadının hayatında tüme vararak güçlü bir Türkiye panoraması çiziyor. Üniversite tercihleri sırasında alınan bir kararla bambaşka deneyimlere uzanan bu iki hayat, hepimize kendimizden bildiğimiz o tanıdık yerden dokunuyor. Peki, gitmek bencillik, kalmak razı olmak mıdır sahi?
Oysa kadın ya da erkek fark etmez, herkesin kendi hatasını yapmaya, kendi acısını yaşamaya hakkı olmalıdır bu hayatta. Çünkü fazla uyum, yok oluşu getirir. Razı olmak, mutlu olmak demek değildir.
Peki, sizce gidebilmek için ne lazımdır?
Umut?
Cesaret?
Bir çift bacak?
Serinin ikinci kitabı ben bunuda sevdim sanırım yani fantastik dünyaya yeni giriş yapmış bi okur olarak gayet anlaşılır kolay okuduğum kitaplar oldu umarım 3.kitap içinde bu fikrimi sürdürebilirim