Yaratıcının insanın genine yazdığı bu merak ve keşif dürtüsü, yaratılışın bir gereğidir. Allah(c.c),insanın şu kainat içinde yazdığı kanunları keşfedip ondan kendisine bir hayır çıkarmasını diledi.
Hz. Peygamber devri.
Ebû Talha henüz Müslüman olmamış idi.
Ümmü Süleym(Rumeysa)'e evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi:
-Doğrusu ben de sana hevesliyim. Lakin sen kâfir bir adamsın bense Müslüman bir kadınım seninle evlenmem doğru olmaz.
Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim!
-Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa?
-Resûlullah(s.a.) telkin eder, ona git.
Ebû Talha Hz. Peygamber'in bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı.
Resûlullah, ashabı ile oturuyorken; "Ebû Talha, İslam'ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor" buyurdu.
Ebû Talha Hz. Peygamber'in huzurunda iman etti ve Rumeysa'nın söylediklerini haber verdi. Hz Peygamber Rumeysa'nın şartı üzerine nikâhlarını kıydı.
Resûlullah, Rumeysa için şöyle buyurmuştur:
"Rüyamda cennete girdim, önümde bir ayak sesi, Bir de baktım ki, Ebû Talha'nın hanımı Rumeysa."
(Ebu Nuaym, Hilye,c.6)
Bütün uluslar sosyalizme varacaktır; bu kaçınılmaz, ama hepsi aynı yoldan değil. Her biri demokrasinin bir biçimine, proletarya diktatörlüğünün bir çeşidine, sosyalist dönüşümlerin toplumsal yaşamın farklı alanlarından etkilenme derecesine, öyle ya da böyle kendilerine ait bir şeyler katacaktır. Geleceğin görünümlerini 'tarihsel materyalizm adına' tekdüze bir griye boyamak kadar, teorik açıdan ilkel, pratik açıdan gülünç bir şey olamaz. Sonuçta ortaya çıkan, ancak kötü bir Suzdal sıvası olur. (Eserler, c. 23, s. 58)
Sosyalizmin inşası tek başına bir ekonomik yapılanma meselesi değildir. Ekonomi, sosyalist yapılanmanın sadece temeli ve öncülüdür. Sosyalist yapılanmanın düğüm noktası, bütün toplumsal dokuyu baştan ve yeniden yapılandırmada, onu sosyalist devrimci demokrasi temelinde yeniden inşa etmektedir.
"Kapitalist toplum temelinde kalıcı bir barış inşa etmek olanaksızdır; bunun için gerekli koşullar sosyalizm tarafından yaratılacaktır. Kapitalist özel mülkiyetin ve buna bağlı olarak halk kitlelerinin mülk sahibi sınıflar tarafından sömürülmesinin ve bunun yanı sıra ulusal baskının ortadan kaldırılmasıyla sosyalizm, savaş sebeplerini de ortadan kaldırmış olacaktır. İşte bu nedenle kalıcı barış mücadelesi ancak sosyalizmin gerçekleşmesi için verilecek mücadele ile mümkün olabilir." (Eserler, 3. Rusça basım, c. XIX, Ek, s.434) Bu bildirgeyi siperlerde dağıttıkları gerekçesiyle, Mayıs ayında Almanyada üç subay ve otuz iki asker kurşuna dizildi. Alman hükümeti, kitlelerin devrimcileşmesinden korktuğu kadar başka hiçbir şeyden korkmuyordu.
Kienthal Konferansına sunduğu önergelerde, RSDIP Merkez Komitesi, özellikle kitlelerin devrimcileştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekiyordu. Şöyle deniyordu: "Zimmerwald manifestosunun, işçilerin başka bir şey için değil kendi davaları için fedakârlık yapmaları gerektiğini söyleyerek devrime işaret etmesi yeterli değildir. Kitlelerin tutması gereken yol, onlara açık ve belirgin bir şekilde gösterilmelidir. Kitleler nereye ve neden gideceklerini bilmelidir. Savaş sırasında devrimci kitle eylemlerinin, başarıyla devam ettirildikleri takdirde, emperyalist savaşı sosyalizm yolunda iç savaşa dönüştüreceği açık bir gerçektir ve bunu kitlelerden gizlemek zararlıdır.
Türkiye gibi ataerkil toplumlarda erkeğin namus ya da namussuzluğu onun ne denli güvenilir olduğuna, sosyal sorumluluklarını ne derece üstlenebildiğine ve en önemlisi de “sorumlu olduğu kadının cinselliğini” ne derece kontrol edebildiğine bağlıdır. Söz konusu bir kadının namusu olduğunda ise mevzubahis yalnızca c.nselliktir. Bu namus anlayışının temelinde yatan ataerki, kadın bedeni üzerinde kurulacak eril tahakküme alan açar. Kadın bedenini ve c.nselliğini erkeğe emanet eden bu anlayış yalnızca kadına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda erkeğe de büyük sorumluluklar yükler.