"Karşımdaki soluk yüzün yerini ise şimdi kısa, küt ve kırmızı bir şey almıştı ve bu şeyden kan, kötü resmedilmiş tabelalardaki mantarı yeni çıkarılmış şişelerden aktığı gibi akıyordu. Ve bu kısa, kırmızı ve akışkan şeyin içinde bir çeşit gülümseme devam ediyordu, dişsiz bir kahkaha: kızıl kahkaha !"
"Ruhunu mest eden o tebessüm, dudakları gibi gül renginde olan bulutlar arasında yayılarak karşı taraftaki dağları süslüyor, yine o tebessüm semadan süzülüp, denizin küçük dalgaları üzerinde, kıyıları sevdalar içinde bırakarak uzaklaşıyordu."
"Ben mi ? Ne yalan söyleyeyim, hâlâ seviyorum. Hakkınız var, hâlâ seviyorum. İçindeki sevginin birlikte çıkacağını bilsem, billahi şimdi tırnaklarımla göğsümü paralar, gönlümü bulunduğu yerden koparır, gözünüzün önünde parça parça ederdim."